3 Temmuz 2019 Çarşamba

Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar

Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar










Bugün 1 Haziran 2019… 
İstikamet: İstanbul, saat 20.30…
Vize, final, büt derken dört yıllık eğitim hayatının sonuna geldik.
Esas olan bir şey var ki, ayrılığın yaklaştığını da hissetmeye başlamıştık. Bu hasretin en suskun ve en suçsuz durağı otogarın yolunu tutma vakti de çoktan gelmiş idi.
Hava kararınca, hazırlıklarımızı tamamlayıp, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun eşliğinde çevredeki insanların şaşkın bakışlarına aldırmadan el ele tutuşup on dakika boyunca koştuk. Nefes nefese kalmıştık, üstümüz başımız sırılsıklam olmuştu. Yorulsak da bir dakika bile ellerimiz ayrılmadı. Şeker pancarı gibi kızarmış yüzüme bakıp gülüverdi. Sanırsam komik görünüyordum. Her daim gülümsediğimiz gibi bugün de yüzümüzden gülümseme eksik olmadı.
Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar…
Otogara vardığımızda birbirinden farklı onlarca insan vardı etrafta. Her birinin farklı bir gayesi vardı. Kimi sevdiğini beklediğinden gülümsüyordu, kimi de gözyaşları içinde en değerlisini yolcu ediyordu. Benim de gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Ne kadar belli etmemeye çalışsam da beceremedim. Ayrılık zor geldi. Sımsıkı sarıldım, gitmesini hiç istemiyordum. Ağladıkça daha çok ağlıyordum. Ne zormuş sevdiğini yolcu etmek. Herhalde bunu tarif etmeye kelimeler yetmez.
Hareket saati gelip, çattı. Arabaya binip uzaktan gözlerimin içine bakmasına dayanamadım. Gözyaşlarım yine süzülüverdi. Kalbim paramparça oldu. Derin bir uğultu vardı kalbimin etrafında. Ağlamaklı bir kadının yüzündeki tüm çizgileri, gitmenin ya da geride kalacak olmanın hüznünü doyasıya hissettim. Hangisi daha zordur bilinmez ama bir kadının çaresiz kalmasını tarif etmek zor. Kalbimden geçen sözcükleri sıralarken, bitmeyen cümlelerin esiri oluyordum istemsiz…
Gecenin zifiri karanlığında sessizce açtığım pencerenin gıcırtısı eşliğinde bir ayrılık türküsü ilişti kulağıma.
“Hoşça kal…”

12 Şubat 2019 Salı

Arguvan’lı Alevi ve Sünni Gençlerin Günlük Hayattaki İletişim Süreci





Arguvan’lı Alevi ve Sünni Gençlerin Günlük Hayattaki İletişim Süreci

ARAŞTIRMA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

  • KONU: Alevi ve Sünni iletişiminde farklılaşma, çatışma ve öteki algısı.
  • AMAÇ: Gençlerin algılama biçimini, algılamayı etkileyen etmenleri saptamak, farklılaşma ve çatışmanın nedenlerini belirlemek sosyal- toplumsal sorunun giderilmesini sağlamak.
  • YÖNTEM: Bilimsel yöntemlere uygun hareket edilerek çalışma teorik ve uygulamalı olarak gerçekleştirilmiştir.
  • Uygulama aşamasında 8 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır.
  • Gençlerin 4’ü Alevi, 4’ü Sünni kökenlidir. İki grupta yer alan gençlerden 2’si kadın 2’si erkektir.
  • Gençlere 8 soru yöneltilmiştir.

KAPSAM: Görüşülen gençler Malatya’nın en küçük ilçesi Arguvan’da yaşayan Alevi ve Sünnilerden seçilmiştir.
* ÇALIŞMA: 29 Ekim- 10 Kasım 2018 tarihleri arasında Malatya’nın Arguvan ilçesinde nitel araştırma yöntemi olan derinlemesine görüşme uygulanmıştır.
*  Dini görüşlerin sosyal hayattaki olgusu anlamlandırılmaya çalışılmıştır. 

ARGUVAN

*  Arguvan’ın nüfus yaklaşık olarak 7.350’dir.
*  Yüzölçümü: 1.037 km2 olup, Malatya'nın en az nüfus yoğunluğu olan ilçesi Arguvan'dır.
*  İlçenin bir belediyesi, 49 mahallesi ve 73 mezrası vardır.
*  İlçede en eski yerleşimin kalkolitik çağda başladığı, eski Tunç, Hitit, Roma ve Bizans devirlerinde devam ettiği yüzey araştırması sonucu anlaşılmıştır.
*  Bu araştırmalar Morhamam, Karahöyük ve İsaköy' de yapılmıştır. Arguvan Osmanlı İmparatorluğu zamanında Diyarbakır’a bağlanmıştır.
*  Cumhuriyetin ilanıyla beraber Malatya’ya bağlanmıştır    (http://www.malatya.gov.tr/arguvan)


ALEVİLİK NEDİR?

Alevilik sözlükte ‘Ali’ye mensup’, ‘Ali’ye ait’ ve ‘Ali soyundan olan’ anlamlarına gelen Alevî kelimesine terim olarak siyasi, itikadi ve tasavvufî açıdan çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Bu terim siyasi alanda, Hz. Ali’nin birinci halife olması ve halifeliğin onun soyundan gelenlerce yürütülmesi gerektiği yönündeki kabullere sahip olanlar için kullanılmıştır. (Üçer, 2005: 163-166).

SÜNNİLİK NEDİR?

Kelime anlamı itibariyle ‘gidilen yol’ ve ‘mecra’ anlamları taşır. IV(4) yüzyıldan günümüze kadar, Sünnî Müslüman dünyasının büyük çoğunluğunda ‘dört mezhep’ (mezahib-i erbaa) diye meşhur olan ve sırasıyla; Hanefî, Maliki, Şafii, Hanbelî mezheplerinin hâkim olduğu fetva, kaza ve eğitim müesseselerinin, bu mezheplerin etkisinde olduğu görülmektedir. (Ünverdi, 2011: 3-8).

ALEVİ KÖYLER

*  Alevîler kırsaldaki küçük yerleşim bölgelerinde yaşamaktadır.
*  Genç Alevilerin çoğunluğu ailelerinden kalan evlerde otururlar ve kendi topraklarını eker-biçerler.
*  Alevi mahallelerinde en az 10, en fazla 40 çekirdek aile vardır. 
*   İletişim oldukça gelişmiştir.
*  Arguvan’daki Aleviler mahalle adı verilen, yerleşim birimlerinde yaşamaktadır.
*  Alevî köyünde azınlık durumunda olan Sünni ailelere rastlamak zordur.

SÜNNİ KÖYLER

*  Kırsaldaki toprak köylünün mülkiyetinde.
*  Köyün yakında bulunan otlak ve koruluklar hayvanların besin kaynağıdır.
*  Bölgede küçükbaş hayvancılık yapılır. Sünni gençler yazları yaylalara kışları köylere dönerler.
*  Sünnî köylerde bir cami bulunur ve insanlar genelde aynı soydan gelen kimselerdir.

GENÇ ALEVİ VE SÜNNİ AİLELERDE KADIN VE ERKEK

*  Toplumun kadına bakışı o toplumun medeniliği hakkında bir fikir vermektedir.
*   Dünya’da ve Türkiye’de kadına verilen haklar gelişmişliğin bir ölçütü olarak algılanmaktadır.
*  Alevilere göre insan, Allah’ın en üstün, en mükemmel, en eksiksiz yaratış gücünün bir sembolüdür.
*  Alevi meclisinde “kadın-erkek” kavramı yerine “insan” kavramı vardır.
*  “Can” ifadesi tercih edilir. “Can”, “canlar”, “erenler” ifadesi sadece kadın veya erkek için kullanılmamaktadır.
*  Her iki cins için ortak olarak kullanılan bir deyimdir (Özcan, 2005a).

Alevi misiniz? Sünni misiniz?

*  Soruyu Aleviler çabuk ve öz güvenle, Sünniler baskı altındaymış gibi yanıtladılar.
*  Arguvanlı Sünni gençler katı kurallarla karşılaşmadıkları halde kendilerini bir kalıba yerleştirmişlerdir.
*   Çekincelerin olması yersizdir. Çünkü; Arguvan’da kimler Alevi kimler Sünni net olarak bilinmektedir.
*   Bu yüzden gizlenme söz konusu değildir.
*  Görüşülen Alevi gençler kolay ikna edildi.  Ama Sünni bayanları ikna etmek çok zordu.

Alevilik ve Sünnilik nedir?

*  Dinsel tutum ve ibadet etme biçimleri farklılıkları temelinde tanımlanmıştır.
*  Alevilerin namaz kılmadığı ve oruç tutmadıklarına vurgu yapılmıştır.
*  Alevi ve Sünni gençler benimsedikleri görüşün özelliklerini tam olarak kavrayamamıştır.
*  Aleviler Sünniler ile ilgili fikirlerini beyan etmek istememiştir.
*   Alevilik mezhep mi? Tarikat mı? Bunun cevabı alınamamıştır. 
*  Alevilik bir din değildir. Aleviler korunma içgüdüsüyle kendilerine bir takım inanç sistemleri belirlemişlerdir.

Kendi inanç sisteminiz diğerinden üstün MÜ?

*  Sünni kişiler F. D ve N.E «Sünnilik Alevilikten üstün yanıtı» vermiştir.
*  Sünnilik inancı yansıtıyor da Alevilik yansıtmıyor mu?
*  Diğer altı kişi ise Alevilerin Sünnileri, Sünnilerin de Alevileri tanıma boyutunda bir dışlanma olmadığı ortaya konmuştur.
*  İletişimi güçlü olan gençlerin diğer bireylere ve inançlarına saygı duydukları netleştirilmiştir.
*   İbadet etme aşamasında bir farklılık ön plana çıkmıştır. Kabullenmek gerekir.
*  Her bireyi insan olarak görmek gerekir.
*  Köylerde normal seviyede bir ilişki gözlemlenmiştir.

Günlük hayatta ayrımcılık, mezhep farklılığı nedeniyle dışlanma ile muhatap oldunuz mu?

*  7 kişi herhangi bir ayrımcılık ile karşılaşmamış, S. B isimli genç Alevi olması yüzünden dışlanma ile karşılaşmıştır.
*  Sünnilerin Alevilerle daha iyi anlaştıkları sonucuna varılmıştır. Alevilerinde Sünniler ile güçlü bir ilişkisi vardır.
*  7 kişinin vermiş olduğu cevaplar neticesinde Alevi ve Sünnilerin birbirleri ile iyi anlaştıkları, toplumsal sorun ortaya çıkmadığı belirtilmiştir.
*  Düğün, dernek, cenaze, kutlu doğumlarda, iftarlarda iki tarafında ziyaretlere icabet ettikleri sonucu ortaya çıkmıştır.
*  İlçede ve köyde ayrımcılık nadir olarak görülmüştür.

“Alevlerin cem törenlerine ilişkin söylentileri, Sünnilerin de camilerle ilgili yakıştırmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

*  A.S isimli genç eleştirel tarzda bir yorumlama yapmıştır. İbadethane olarak resmiyet kazanmayan Cem evlerine yönelik hassasiyetlerinin olduğunu sonucu ortaya çıkmıştır.
*  Cem evleri ve camilerin değerlidir.
*  Birbirlerinin ibadet ortamları merak edilmemektedir.
*   İki ortamında ibadet içindir. Yapılış tarzı farklılık göstere de sonuç aynıdır. Birlik, beraberlik ilk koşuldur. Cem evi de cami de insanların bir araya gelip ibadetlerini yaptıkları mekânlardır.
*  Cem evlerinin resmiyet kazanıp, yanlış anlaşılmalar giderilmesi gerekmektedir. Cem evlerinde neler yapılıyor, ibadet etme ve deyişler nasıl uygulanıyor bunların görülüp, derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

Sünnilerin mezhepsel, Alevilerin de son yıllarda artan örgütlenmeleri Günlük  ilişkilerinizi sarstı mı?

*  E. Ç isimli kişi Alevi ve Sünnilerin örgütlenmesini doğru bulmadığını ifade etti. 
*  Toplamdaki ayrışmaları engellemek adına örgütlenmeler bastırılmalı bunu gerçekleştirecek bir manevi olguya sahip değiller. Örgütlenmeler toplumun tamamını ilgilendirecekse normal karşılanabilir ama dini öne sürerek toplumu birbirine düşürmek normal karşılanmaz. 
*  Köydeki ayrışma sıkıntılara neden olabilir, şehirde ne kadar örgütlense de kitlesel durumlar  göze batmaz.
*  7 genç Alevi ve Sünnilerin bu tür örgütlenmelerini doğru bulmaktadır. Alevilerin artık saklanmadan, özgürce yaşamaları gerekir.
*  Gençler, örgütlenecek kadar güçlendiler.
*  Kadın ve erkekler bir araya gelip ahenkli bir bütünlük oluşturmaktadır.

“Alevi ve Sünnilerin hangi ortamda daha çok ilişki içerisinde olduklarını düşünüyorsunuz?

*  En çok ortak sonuca vardığımız soru 7. Soru oldu.
*  Alevi ve Sünnilerin keyfi olarak bir araya geldikleri zamanlar oldukça azdır.
*  Kamusal, eğitim ve devlet kademelerinde zorunlu olarak iletişim kurduklarını ifade edildi.
*  İletişim köylerde süreklidir.
*  Gençlerin çalıştıkları yerlerde Alevi ve Sünni olduklarıyla alakalı bir muhabbetin olmadığı göz çarpmaktadır.
*  İlçede kim Alevi kim Sünni bilinir. Köylerde insanların dini duyguları çok fazla kullanmazlar.

Yol gösterici olmak ve rehberlik yapmak aşamasında gençlere karşı gösterilecek muamele nasıl olmalıdır?

*  Görüşme itibariyle en çok ortak sonuca vardığımız sorulardan birisi.
*  Her genci insan olarak görmemiz gerekmektedir.
*  Arguvan’da Alevi ve Sünni diye ayrımcılığa en az gençler gitmektedir.
*  Sünni ve Alevi inanışları İslam’ı birbirlerinden farklı biçimde algılamaları ve yaşamaları ile anlam bulmaktadır ve kendilerine has duruşları olma iddiaları vardır.

25 Ocak 2019 Cuma

Tek Cevabım Türkülerimiz idi…


Tek Cevabım 'Türkülerimiz' idi…


Arguvan'a

Herkes methiye yazıyor, ben ise seni anlatacağım
Ne gibi özelliklerin var?
Yeraltı zenginliklerine mi sahipsin?
Hayır…
Endüstri kuruluşların mı var?
Hayır…
Denizin, denize kıyın mı var?
Hayır…
Ormanların mı var?
Hayır…
Tarihsel yapılara, eski yapıtlara mı sahipsin?
Hayır…
Ülkenin toplumsal yaşamına yön veren siyasetçilerin mi var?
Hayır…
Ve daha birçok soruma “hayır” diyeceğiz…
Ancak söylenecek bir şey var;
Türkülerin var!
Arguvan türküleri!
Türküler, türküler bizi söyler.
Türkülerde biz varız, bizde türküler…

(3 Ekim 2008, Aksaray) 


Süleyman Özerol hocamın kaleminden dökülen bu kelimeler sanki Arguvan'a biçilmiş bir kılıftı.
Şimdi size bir anımı anlatayım…
Ben Malatya’nın en küçük ilçesi olan Türkü Diyarı Arguvanlıyım. Şu an İnönü Üniversitesinde lisans eğitimime devam ediyorum.
Üniversiteye başladığım ilk gün ailem ve akrabalarım “Kızım nerelisin derlerse sakın ha, 'Arguvanlıyım' demeyesin” diye tembih etmişlerdi. Çok şaşırmıştım...
Bizim Türkülerimizden başka dayanağımız yoktu ki nedendi bu telâşe?
Hangi kötü olaya karışmış olabiliriz ki diye düşünmüştüm.
Ben bu gerçeği inkâr edemezdim ki? Zaten saklamayı da beceremedim. Hatta tanışma toplantılarında “nerelisiniz” dediklerinde “Malatyalıyım” demez, “Arguvanlıyım” derdim. Herkes yüzüme bakıp “Bağımsızlık mı ilan ettiniz?” dediklerinde çekinmeden evet diye cevap verirdim. Ortamda birkaç dakika sessizlik olurdu.
Geçen süreçte aslında korkulacak bir durumun olmadığını kendi gözlerimle görüp bu telâşın boş olduğunu anlamış oldum.
Günler geçti, artık sosyal medyadan Arguvan’la ilgili her haberleri, her yazıyı paylaşır oldum. Arguvan neredir, nesi meşhurdur, neler üretilir, belediye başkanı ne gibi yatırımlar yapar; hepsini güncel olarak paylaştım. Artık arkadaşlarım da memleketimi tanımış oldular.
Günler geçti artık arkadaşlar ,“Arguvanlı” diye seslenir oldular. “Arguvan'ı niye bu kadar seviyorsun? Nesi meşhur ki?” dediklerinde bir an kalakalıyordum. Tek cevabım "türkülerimiz" idi...
Arguvan’a gidince her şey sıkıcı gelirdi. Köyden kalkıp merkeze gitmek istemezdim. Küçücük bir ilçe işte... Nüfusu 7.500 civarında, merkezde 10 civarı bakkal, 5 civarı kahvehane, bir de meşhur Nazım Hikmet Meydanı var. Elbette ki resmi daireler de…
Gençler, maddi durumu ve çalışacak iş yeri olmadığından dolayı hep gurbet yoluna düşmüşler. Böylece nüfusu da gitgide azalmış. Nüfus yoğunluğunu yaşlılar oluşmakta. Köylerde o tertemiz havayı soluyan insanlarımız halen fazla. İnsanları mı onlar baş tacı…
Caddede yürüyünce gördüğüm yüzler hep aynıdır. Tanımadığım yüzleri çok nadir görürüm. Herkes birbirini çok iyi tanır. Bazen ismini unuttuğum kişilerle karşılaşınca sımsıkı sarılır hal hatır ederiz.
Yazın her çeşme başında iki üç kişi ile karşılaşmak olasıdır. Yanlarına varmazsanız bile, saz çalıp türkü söylediklerini duyarsınız. Rüzgârın etkisiyle sesleri uzaktan daha güzel gelir. Doyamazsınız o sese, yüreğe dokunur nameler. Her Arguvanlı gibi onlar da “Benim sesim kötü” der. “Buna sakin inanmayın” derim. Arguvan’ın suyunu içip o memleket havasını soluyan birinin sesi kötü olur mu hiç?
Kendimi bildim bileli bu küçük ilçe, yıllar içerisinde zorluklarla baş etmeye çalıştı.

11 Ocak 2019 Cuma

Çocuklar ve Ailelerinin Umut Kitabı 'Hastanede Şenlik Var' İkinci Baskısını Yaptı

Çocuklar ve Ailelerinin Umut Kitabı 'Hastanede Şenlik Var' İkinci Baskısını Yaptı




Mavisel Yener ile Aytül Akal’ın Onkoloji hastası çocuklar için kaleme aldığı, Türkiye’de bir ilk olan, 'Hastanede Şenlik Var' adlı kitabın ikinci baskısı, genel yayın yönetmenliğini Prof. Dr. Cengiz Yakıncı’nın sürdürdüğü, İnönü Üniversitesi Yayınları tarafından Malatya’da yapıldı.
Aytül Akal ve Mavisel Yener’in gönüllü olarak pek çok çalışma yaptığı biliniyor. “Hastanede Şenlik Var” adlı kitap onlardan biri… İlk baskısı 2014’de Özlem Arman’ın başkanlığındaki 'Mutlu Olalım Projesi' kapsamında yayımlanan kitap, çocukların ve ailelerin yüzlerine bir gülücük kondurmayı, düşlerine biraz renk katmayı, umut taşımayı amaçlıyor. Kitapta, kemoterapi alan bir grup çocuğun çok sevdiği Zeynep Abla karakteri aracılığıyla, ağır tedavi gerektiren hastalıkların aşılmasında özellikle “gönüllü” olanların takınması gereken tavır, çocuklara yaklaşım gibi ince ama çok önemli ipuçları verilmiş. Zeynep Abla, yine neşeyle, yine eli kolu birbirinden renkli paketlerle girer odaya. Bir çocuk dışında, diğerleri heyecanla karşılar onu. O çocuk bir türlü görmek istemez bu renkleri. Ama Zeynep bir şekilde onun da yüzünü güldürmeyi başarır. Nasıl mı? Onu da Zeynep fısıldasın çocukların kulağına. “Çocuklar hasta olmasa” diyoruz fakat dileğimiz ne ki olmuyor işte, içimizden geçirdiğimiz her şey gerçekleşmiyor. Ama onların yüzüne birer gülücük kondurmak mümkün. Aytül Akal ve Mavisel Yener gibi… Birbirinden canlı resimler Saadet Ceylan’ın renklerini taşımış, tasarımını Ayla Çınaroğlu’nun yaptığı kitabın danışmanları da Özlem Arman (mutlu Olalım Proje Başkanı), Dt. Yasemin Avanoğlu, Ayşen Özenç (Pedagog) ve Selina Başaran. Kitap Mutlu Olalım Derneği’nin proje kitabı olduğu için satılmıyor.
Mavisel Yener ‘Hastanede Şenlik Var kitabının, 'Onkoloji kliniğinde yatan çocuklar ve aileleri için hazırlanmış bir umut kitabıdır’ diyerek konuşmasına şöyle devam etti:
“Pek çok sivil toplum kuruluşuna destek vermeyi bir yazarın görevi sayar, elimden geldiğince bunu gerçekleştirmeye çalışırım. Hastanede Şenlik Var, onkoloji kliniğinde yatan çocuklar ve aileleri için hazırlanmış bir umut kitabıdır. Edebiyatçı olarak yapabileceğimiz tek şey, edebiyatın iyileştirici gücünü onlara sunabilmekti. Mutlu Olalım Proje Başkanı Özlem Arman'dan böyle bir teklif gelince kabul ettik ve 2014'de kitabın ilk baskısı yapıldı. Her ne kadar diş hekimi olsam da yine de danışmanlarımıza metnin son halini gösterdik, tıbbi ve pedagojik olarak her şey yerli yerinde olsun istedik. Biz de dahil, ressamından tasarımcısına kadar herkes gönüllü çalıştı. Kitabı yazmak yetmiyor, basılıp dağıtılması aşaması da çok önemli, bu ayakta Özlem Arman sponsor bağlantılarını yaptı; hastanelerdeki dağıtımı organize etti. İkinci baskının Malatya'da İnönü Üniversitesinde yapılacağını öğrenince çok mutlu olduk. Prof. Dr. Sayın Cengiz Yakıncı ve ekibinin duyarlı ve hızlı çalışmasıyla kitap basıldı. Malatya'daki dağıtımı onlar üstlenecek. Baskı ve dağıtım için sponsor kurumlar bulunduğu sürece biz kitabı herhangi bir karşılık beklemeden vermeye hazırız. Yeter ki çocuklara ve ailelere dokunup onları mutlu edebilelim."
Aytül Akal ise; “ Proje bana Mavisel Yener tarafından getirildiğinde, bu çalışmanın büyük bir sorumluluk olduğunun farkındaydım. Sivil toplum kuruluşlarıyla yıllardır çok yakın çalışmalar içinde bulunup katkılar veren Mavisel Yener’in projedeki varlığı bana yol gösterdi. Ben de Hani Her Şey Oyundu, Yol Boyunca Renkler gibi birçok farklı sosyal projeler geliştirip gerçekleştirmiştim ama Mutlu Olalım Projesi hepsinden çok özeldi. Yalnızca çocuklar için olmakla kalmayıp, onkoloji servislerinde hayata tutunmaya çalışan lösemili çocuklara seslenecekti. Büyük özveriyle, çok titiz bir çalışma yaptık. İşinin ehli bir ekip çalışmasıyla, çocuklara bu zor zamanlarında güç vereceğini umduğumuz bir kitap çıktı ortaya. Kitabın ilk baskısı, kızı lösemi tedavisi gören bir hayırsever tarafından yapılmıştı. İkinci baskıyı üstlenen İnönü Üniversitesi Onkoloji Servisi’ne, Sayın Prof. Cengiz Yakıncı ve ekibine teşekkür ederim. Mutlu Olalım, evet ama, ancak ‘Mutlu Edersek’ mutlu olabileceğimizi de bilelim” şeklinde konuştu.

KAYNAK: Sevil Adıgüzelman/Malatyatekhaber.com, 10 Ocak 2019 - Perşembe 21:20

18 Aralık 2018 Salı

Korkuyordum Aşkımla Sınanmaktan


Korkuyordum Aşkımla Sınanmaktan


Affedersiniz efendim, bir dakikanızı bahşeder misiniz bana? Normalde bu tür şeyleri konuşmam ama diyeceklerim çok önemli... Açıkça konuşacağım, beni hoşgörün... Uygunsa yanınıza oturmak istiyorum. Müsaade var mı?
“Elbette ki” dediğini duyar gibi oldum. Sesi kısıktı ama gözleri her şeyi anlatıyordu...
Bilmiyordu ki şimdi ne kadar çok istiyorum başımı omzuna yaslanmayı. Bak işte, dayanamayıp başımı omzuna yaklaştırdım. O da biliyordu kendisine karşı olan hislerimi. Kulağına eğilip kısık bir sesle şöyle demek geçti içimden.
Yok, yok söyleyemem, yapamam bunu...
“Söz veriyorum, tek ses bile çıkarmayacağım, sadece nefesinizi hissetmek istiyorum” demek geçiyordu içimden, söyleyemedim. Bunu söylersem mutsuz mu olacaktım? Elbette ki hayır… Peki, gerekçem ne idi?
Dayanamadım ve söyledim içimden geçenleri. İçimde ona karşı beslediğim aşkı, sevgiyi saklayamadım. Gözlerine bakarak, “Bu hayatı seninle yaşamak istiyorum” dedim, gülümsedi.
“Gülmeyin lütfen, bu isteğimi dile getirmek aylar aldı” dedim. Dünyayla alay edercesine bir kahkaha attı. Bu gülüşü ömre bedeldi. Kolay değildir onu mutlu etmek. Sahiden şu an ne hissediyor dersiniz?
Ve ellerimi ellerine kavuşturdu. Sıcacık elleri vardı, benim ise buz gibi. Benim ellerimin soğuk olmasının nedenini Aralık ayında doğmuş olmama bağlardı hep…
Korkuyordum aşkımla sınanmaktan...
“Parfümünüz sizinle bütünleşmiş sanki” dedi.
Biraz tanımayı denese, her şey farklı olacaktı.
“Elbette ki olur, tanımak isterim” dedi. Benimle mutluydu demek ki…
Velhasıl zaman su misali geçti. Haftalar, ayları kovalamaya devam etti.
Şimdilerde hem sohbet etmeyi hem de kahvemizi yudumlamadığımız günleri düşünüyorum. Onun yanında dudaklarım yine kahve sıcağı misali...
Ellerim üşüyor ama o varken hissetmiyorum bile. Bu ayazlı gecelerde kalbine kaçasım var. Müsaade eder mi acaba? Eskisi gibi mesken kurayım kalbinin sol yanına. Lanet olası ellerim yüreğini yokluyor yine...
Neler yapıyorum ben Allah’ım! Ben bu kadar rahat hareket edemezdim. Varlığından çekiniyorum, yokluğunu ise düşünmek bile istemiyorum. Yaşayacağım en büyük acı onu kaybetmek. Onsuz eksik kalıyorum. Ürkek bir ceylan misali yaşarım şu garip hayatı... Onu düşünürken bile utanırım. Çok fazla konuşmamamızın nedeni işte bu… Gözlerine bakarak hayaller kurmak istiyorum. Başımı omzuna yaslayıp mutluluğu tatmak istiyorum.
Onu tanımadan önce koca bir yıkıntıdan çıktım. Bir türkü duysam gözümden süzülen yaşlara çare aramadım. Kimseyi yanımda istemedim. Bencil falan olduğumdan, tek neden derdimle dertlenmesinler...
Geceyi bölen sesi uzaklardan gelir ansızın. Yüreğimin en ücra köşesine mıhlanır. Görmemiştim yüzünü, gözlerinin rengini. Bir ses, bir yazı uzağındayım sadece. Hasreti bitmesin, hep sürsün diye aramıyorum onu. Ama şu belli ki sesini duyunca ruhum dinleniyor.
Üşüyorum bu kışta kıyamette. Sevdalanmış, ruhum uçsuz bucaksız maviliklere süzülüyor. Ona gitmek istiyorum. Bileklerime kelepçe vurulmuş tutsağıyım sanki. Dışarıda dans edercesine yağan karın altında yürümek istiyorum. Islak saçlarının kokusunu merak ediyorum. Kokunu içime her çektiğimde çaresiz kalmak istiyorum. Adını sayıkladığım her geceye dem vurmak geliyor içimden. Kimsem yok ki boynum büküp yanına yanında oturayım, derdimi paylaşayım. Yalnız sen mi mutsuzsun, ben senden de derbederim. Gönlüm sensiz ne dertli ne de bahtiyar.


28 Ekim 2018 Pazar

“Arguvan'a Sığmıyorsun”


“Arguvan'a Sığmıyorsun”

Mahir Yılmaz Adıgüzelman anısına...

2014 yılı, 29 Ekim Çarşamba…
O günü çok iyi anımsıyorum. Cumhuriyet Bayramını kutlamıştık. Çok mutluydum. Türküler mırıldanarak yemek yapıyordum. Hava kararmak üzereydi biraz da rüzgâr vardı…
Hayatımda en çaresiz kaldığım günlerden birini yaşacağımı çok geç anladım, duygularıma, düşüncelerime kara bir perdenin ineceğini düşünemedim. Ne olmuş ki diyeceksiniz belki. Yüreğim dayanmaz belki ama kalemimin döndüğü kadar anlatayım.
Amcamın oğlu Mahir Yılmaz Adıgüzelman hayatını kaybetmişti…
Ne zaman ismini tam yazsam aklıma ilkokul hocasının yaptığı espri gelir. Deftere isimlerini yazmalarını isteyen öğretmeni Mahir'in defterine bakınca “Sen Arguvan'a sığmıyorsun, adın da deftere sığmamış” demişti. Şimdi o kara toprağa nasıl sığdı dersiniz? Odasının kapısı kilitli... Kim ya da neler ölümüne sebep oldu, hiçbir şey bilmiyorduk. Sanırsın sır oldu, sanki hiç yaşamamış…
Olay nasıl mı olmuştu?
Mahir, okuldan gelir ve nedendir bilinmez, iki kilometre kadar etrafına bile bakmadan Maman deresinden öte tarafına koşarak gider. Yaklaşık yarım saat sonra tekrar köye döner. Koşarken gözü kimseyi görmez. Deyim yerindeyse aklını yitirmiş, bir bilinmeze doğru yola çıkmıştır sanki. Yolda önüne geçip şakalaşmak isteyenleri, niye koşuyorsun diyenleri hiç duymamış bile. Yanaklarından süzülen gözyaşları ile evin yolunu tutmuş. Odasına girmiş ve bir daha oradan çıkmamış. O sırada biz evde akşam yemeği hazırlıyorduk, bir çığlıktır duydum, gerisini hatırlamak bile istemiyorum.
Kim bile bilirdi ki birazdan kapınızın önünde matem havası esecek.
Hatırladığım kadarıyla kime ne oldu? Olay nedir? Bilmeden ayakkabılarımızı bile giyinmeden koşarak üst kata çıktığımızı anımsayabiliyorum. Kimse dur demeyince seslenir geldiği amcamların evde Mahir'in odasında buldum kendimi. Keşke görmeseydim. Bizden sonra gelenlere, “Boş verin, görmeyin eski haliyle hatırlayın” dediklerini hatırlıyorum. Keşke ben de eski haliyle yâd edebilseydim.
Saat 19.15 gibi olaya tanık olduk. O saatten sonra ne yemek ne de su…
Olayın üzerinden geçen yarım saatte yüzlerce insanın etrafımızı sardığını biliyorum. Her sorana olayı anlattık, kimse Mahir'i kaybetmiş olmamıza inanmıyordu. Daha küçüktü nasıl olurdu ki böyle bir şey...
Gece çabucak tükendi. Sabah olmuş binlerce insan köye akın etmişti. Tanıdığımız tanımadığımız binler vardı. Kimse teselli adına bir tek kelime edemiyordu. İnsanlar gözlerimizin içine bakıp kendi aralarında konuşuyorlardı. Çaresizlik bu olsa gerek.
Güneş batmak üzereydi ki bir ses duydum. Yüzüne baktığım herkesin yanaklarından sayısız gözyaşı süzülüyordu. Cenaze arabasını görmüşlerdi. Evin önümde kalakaldım. Cesaret edemedim araca yaklaşmaya, sadece sesiz sakin yürüdüm.
Defin için gittiğimiz bahçede iğne atsan yere düşmeyecek kadar mahşeri bir kalabalık vardı. Çıkışta başsağlığı dileyenlerin iki kelimeyi bir araya getiremediklerini hatırlıyorum. Çoğunluk dayanamayıp çekip gitti ama biz acımızla baş başa kaldık. Ne kimse yemek yiyordu ne de su içiyorlardı. Evimiz yıkılmış kim yemeği düşünür ki?
Saat oldukça ilerlemişti. Eskiden gelen bir gelenek gereği helva yapılacakmış. O gün bu gündür ne zaman helva görsem gözyaşlarımı tutamam. O akşam zorla yemiştim.
Ve bir rivayettir o gece eve bir kelebek geldi. Anlattıklarına göre birçok anlamı varmış. Güzel bir kelebekti, bir hafta boyunca pencerede kaldı. Her geçen gün o da bizimle beraber tükendi. Belki gözünden bir damla yaş dökülmedi ama bedeni gözlerimin önünde eridi. Her gün yanına gittim. Dertleştim, sanki beni anlıyordu. Ağlamaya başlayınca kımıldanıyordu. Herhalde ağlamamak mı istiyordu. Son günlerinde onu görmek istemediğimden nerede ne yapıyor merak etmiyordum. Bir acıya daha dayanamazdım. Benim ona olan acım azalmıyor çünkü ben sevgimi belli edebilen biri değilim. Onca ay kendi kendimi tükettim...
Bir zaman sonra insanların keyfine düştüğüne görünce her şeyi unutuyorsun. Biri çayımı getir, biri diğer öğüne ne var derdine düşünce içimdeki acı amanlar ile figana çıkıyor...
Günler, aylar birbirini kovaladı ama olayın nedeni çözülmedi. Tek anladığım artık Mahir'in bizimle beraber olmadığı. İçimde bir yıkıntı olarak kaldı. Mantığımı kullanarak ne ileri gidebildim ne de geri. Kader işte...
Unuttuk mu?
Hayır...
Unutacak mıyız?
Hayır...

10 Ekim 2018 Çarşamba

Seni Seven Öldü



Seni Seven Öldü

"Şafak söktü, Suna’m yine uyanmaz
Hasret çeken gönül derde dayanmaz
Çağırırım Suna’m sesim duyulmaz
Uyan Suna’m uyan, derin uykudan

Nice diyar gezdim gözlerin için
Niye kızdın bana el sözü için
Dilerim Allah’tan sızlasın için
Uyan Suna’m uyan derin uykudan

Çektiğim gönül elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez halimden
Uyan Suna’m, derin uykudan…”

Malatyalı Fahri Kayhan'ın yüreğimden dökülen bu türkünün hikâyesini herkes okumalı. Okumalı ki ölümüne sevmek nedir anlayabilsinler…
Benim de gönlümün yası bitmiyor şu günlerde. Eylül ayının bana bu kadar kötü geleceğini tahmin edememiştim. Yasım bitmeyecek nefes aldığım her saniye paramparça olsam da onun için gözyaşı dökeceğim. Herkes gördü ki onsuz ölmekten beter oldum. Onu, görmek ümidiyle sağımdan solumdan geçen herkese baktım. Kimse onun gibi değil. Kimse onun gibi yürümüyor, kimse onun gibi içten gülmüyor...
Geçtiğimiz yollardan yürüdüm. Oturduğumuz yerlere baktım ama sana rastlayamadım. Kokunu bile hissedemedim. Yüreğime bir ok saplanmışta nefes aldıkça daha da canım yanıyor sanki. Bir gün gözlerim görmese, kulağım duymasa da ben kokunla bile tanırım seni...
Elinin fırça ve kalem tutuşunu biliyorum. Hani diyordun ya; 'Sen de hiçbir şeyi unutmuyorsun' diye. Unutamadığım ve senin beğenmediğin her şeyi başına kalktığımı söylerdin. Belki bahsettiğim şeyi sen çoktan unutmuş oluyordun. Ama ben seni yaşıyorum ya ondan dolayı unutamıyorum işte. Ne kadar yıkılmış olsam da seni yaşamaya devam edeceğim. İnsan sevdiği kişiyle geçen anlarını unutamaz ki zaten sevmiştir bir kez. Kim ne derse desin onu her haliyle kabullenmiştim. Seninle tanıştığım o günden itibaren yedi ayın tamamını sana bir bir anlatabilirim. Böyle dediğimde gözlerime mühürlenmeni hiçbir zaman unutamıyorum.
Çünkü kadın gözüyle, gönlüyle, kelimeleriyle sevmesini bilir. Sadece ilgi ister. Açmamış bir gonca gibi misali. Sevdiğinin etrafında mutluluğundan dört köşe olur.
Çünkü benim yârimin kaşları yay, kirpiği ok. Tanıdığım çoğu insandan farklı. Ben onun için yaşıyorum. Hani kader diye bir şey varmış ya yaşayıp göreceğiz. Yıl,  ay, hafta, gün, mevsim, saat, dakika, saniye, hepsi yerini değiştirse, yine de seninle olduğum hiçbir hatırayı yüreğimden söküp atamam. İyi veya kötü... Kaderimsin sen... Bazen saman alevi gibi olsak da yaşanmaya değer anılar biriktirdiğimizi sonradan farkına vardık. Yaşanılan, konuşulan ve planlanan her şeyi belki bir hiç uğruna silmeyi göze alamadık. Ya şu günlerde olanlara ne demeli... Sevdiğimin yıllar sonra üzülmesine, pişmanlık yaşamasına dayanamazdım. Ardına bakmadan çekip gitmesine izin veremezdim.
Hayatım ne kadar karışık olursa olsun, biliyorum ki seninle her şey düzelecek... Düzeldi de... Düzelmeye de devam edecek.
Biz farklılaştıkça hayat bizi birimizden koparmak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. Kopmak ve ayrılmak yerine inadına bir bütün olup birbirimizi yaşamayı seçmedikçe göz önünde ezileceğimizi bilerek hareket ettik.
O Alevi, ben Sünni, diğeri Kürt diye ayrımcılığa gittikçe tutunduğumuz ip inceldiği yerden kopacaktı elbette. O andan sonra toparlanmaya çalışsak da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ama eminim ki bir gün yine seni bıraktığım andan itibaren sevmeye devam edeceğim. Belki bir gün sensizliğe dayanamaz ve bu hayattan çekip gitmem gerekirse emin ol ki sensizlikten yorulmuşumdur. Ömrümün sonuna kadar sol yanında olacağım. Boynuma taktığın kolyeye 'sımsıkı sarıl o seni koruyacaktır' dedin ya giderken; sahiden de sen gibi koruyor beni.
Ben yokken sakın ağlama zülfü siyahım ben seni her zaman bekleyeceğim.
Seviliyorsun...