"Şafak söktü,
Suna’m yine uyanmaz
Hasret çeken gönül
derde dayanmaz
Çağırırım Suna’m sesim
duyulmaz
Uyan Suna’m uyan,
derin uykudan
Nice diyar gezdim
gözlerin için
Niye kızdın bana el
sözü için
Dilerim Allah’tan
sızlasın için
Uyan Suna’m uyan derin
uykudan
Çektiğim gönül elinden
Usandım gurbet elinden
Hiç kimse bilmez
halimden
Uyan Suna’m, derin
uykudan…”
Malatyalı Fahri Kayhan'ın
yüreğimden dökülen bu türkünün hikâyesini herkes okumalı. Okumalı ki ölümüne
sevmek nedir anlayabilsinler…
Benim de gönlümün yası bitmiyor
şu günlerde. Eylül ayının bana bu kadar kötü geleceğini tahmin edememiştim.
Yasım bitmeyecek nefes aldığım her saniye paramparça olsam da onun için gözyaşı
dökeceğim. Herkes gördü ki onsuz ölmekten beter oldum. Onu, görmek ümidiyle
sağımdan solumdan geçen herkese baktım. Kimse onun gibi değil. Kimse onun gibi
yürümüyor, kimse onun gibi içten gülmüyor...
Geçtiğimiz yollardan yürüdüm.
Oturduğumuz yerlere baktım ama sana rastlayamadım. Kokunu bile hissedemedim.
Yüreğime bir ok saplanmışta nefes aldıkça daha da canım yanıyor sanki. Bir gün
gözlerim görmese, kulağım duymasa da ben kokunla bile tanırım seni...
Elinin fırça ve kalem tutuşunu
biliyorum. Hani diyordun ya; 'Sen de hiçbir şeyi unutmuyorsun' diye.
Unutamadığım ve senin beğenmediğin her şeyi başına kalktığımı söylerdin. Belki
bahsettiğim şeyi sen çoktan unutmuş oluyordun. Ama ben seni yaşıyorum ya ondan
dolayı unutamıyorum işte. Ne kadar yıkılmış olsam da seni yaşamaya devam
edeceğim. İnsan sevdiği kişiyle geçen anlarını unutamaz ki zaten sevmiştir bir
kez. Kim ne derse desin onu her haliyle kabullenmiştim. Seninle tanıştığım o
günden itibaren yedi ayın tamamını sana bir bir anlatabilirim. Böyle dediğimde
gözlerime mühürlenmeni hiçbir zaman unutamıyorum.
Çünkü kadın gözüyle, gönlüyle,
kelimeleriyle sevmesini bilir. Sadece ilgi ister. Açmamış bir gonca gibi misali.
Sevdiğinin etrafında mutluluğundan dört köşe olur.
Çünkü benim yârimin kaşları yay, kirpiği
ok. Tanıdığım çoğu insandan farklı. Ben onun için yaşıyorum. Hani kader diye
bir şey varmış ya yaşayıp göreceğiz. Yıl,
ay, hafta, gün, mevsim, saat, dakika, saniye, hepsi yerini değiştirse,
yine de seninle olduğum hiçbir hatırayı yüreğimden söküp atamam. İyi veya
kötü... Kaderimsin sen... Bazen saman alevi gibi olsak da yaşanmaya değer
anılar biriktirdiğimizi sonradan farkına vardık. Yaşanılan, konuşulan ve
planlanan her şeyi belki bir hiç uğruna silmeyi göze alamadık. Ya şu günlerde
olanlara ne demeli... Sevdiğimin yıllar sonra üzülmesine, pişmanlık yaşamasına
dayanamazdım. Ardına bakmadan çekip gitmesine izin veremezdim.
Hayatım ne kadar karışık olursa
olsun, biliyorum ki seninle her şey düzelecek... Düzeldi de... Düzelmeye de
devam edecek.
Biz farklılaştıkça hayat bizi
birimizden koparmak için elinden gelen her şeyi yapmaya hazırdı. Kopmak ve
ayrılmak yerine inadına bir bütün olup birbirimizi yaşamayı seçmedikçe göz
önünde ezileceğimizi bilerek hareket ettik.
O Alevi, ben Sünni, diğeri Kürt
diye ayrımcılığa gittikçe tutunduğumuz ip inceldiği yerden kopacaktı elbette. O
andan sonra toparlanmaya çalışsak da hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ama
eminim ki bir gün yine seni bıraktığım andan itibaren sevmeye devam edeceğim.
Belki bir gün sensizliğe dayanamaz ve bu hayattan çekip gitmem gerekirse emin
ol ki sensizlikten yorulmuşumdur. Ömrümün sonuna kadar sol yanında olacağım.
Boynuma taktığın kolyeye 'sımsıkı sarıl o seni koruyacaktır' dedin ya giderken;
sahiden de sen gibi koruyor beni.
Ben yokken sakın ağlama zülfü
siyahım ben seni her zaman bekleyeceğim.
Seviliyorsun...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder