“Al Bayrağın Göklere Çekileceği
Zamanları Göreceğiz”
Sevil ADIGÜZELMAN
Malatya Yeşil Çağala Engelliler Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi, Paralimpik Sporcu Geliştirme Sorumlusu ve Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Sporcusu, Sosyal Doku Projeleri Koordinatörü, Aktivist, Baba ve Milli Atlet Ramazan Çuğlan’la engelleri aşan bir röportaj gerçekleştirdim.
Sevil ADIGÜZELMAN
Malatya Yeşil Çağala Engelliler Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi, Paralimpik Sporcu Geliştirme Sorumlusu ve Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Sporcusu, Sosyal Doku Projeleri Koordinatörü, Aktivist, Baba ve Milli Atlet Ramazan Çuğlan’la engelleri aşan bir röportaj gerçekleştirdim.
Ramazan Çuğlan kimdir? Sizi kısa tanıyabilir miyim?
- 1975 yılında İstanbul
Küçükçekmece’nin Kanarya Mahallesinde dünyaya geldim. Hareketli bir çocuktum,
iki buçuk yaşlarında ailem ile beraber Malatya’ya yapmış olduğumuz bir ziyaret
sırasında çocuk felci geçirmişim. Çocuk felcinin sonrasında ellerim üzerinde,
bedenimi arkamdan sürükleyerek dolaşan bir çocuk olarak hayatına devam eden
birisini hatırlıyorum. Hareketli olmamın yanı sıra ellerim üzerinde ilerlerken
giymiş olduğum pantolonların dizleri yırtılmaktaydı. Annem de sürekli olarak
yırtıklara yamalar yapardı. Yamalar arttıkça Ramazan Çuğlan dizlerindeki acıyı
daha az hissediyordu. Artık yamalar ona iyi gelmekteydi. Bu süreç bile
hareketliliğini engellememişti. Daha sonra bu hareketlilik sokakta gezen
çocuklara yetişme, onlarla oynayabilme isteği sonucunda emekleme sürecini
ortaya çıkardı. Dışarıya çıktım ama hayatımı ellerinin üzerinde emekleyerek toprağa
çıplak elle basan bir birey olarak devam ettirdim. Eğitim noktasında da ciddi
sıkıntılar yaşadım, kendimden büyük okula iki abim vardı. Evimizde, okula
oldukça uzak bir yerdeydi. Kendim okula gidemediğim için beni sırtlayıp
götürecek müsait bir ebeveynim de yoktu. Dolayısıyla bir gün okuma yazmayı evde
öğrenmeye başlıyorum. Babam da bu sürece destek oluyor; eve kitaplar,
gazeteler, mecmualar, dergiler taşıyor. Ondan sonra Ramazan Çuğlan çılgınca okumaya
başlıyor. Şu an ise Çuğlan’ın ulaştığı yer İstanbul Üniversitesi Sosyoloji
Bölümüdür. Bu hareketliliğin yanı sıra benim evden çıkma sürecim de biraz geç
oldu. Çünkü ailem bana oldukça korumacı yaklaşıyordu. ‘Sen sokağa çıkma biz
sana bakacağız’ gibi önermelerde bulunurlardı. Ama Çuğlan buna rağmen kendisini
bir gün sokaklara atar. Evden çıktıktan sonra kurs süreçleri, okulu dışarıdan
bitirme ve bilgiyi sınamanın peşinden koşmaya başlar. Kendi ekmeğini kazanmak
için çeşitli branşlarda aldığı kurslarla birlikte tekstil, antika halı, kilim
sektörü ve tamiri, medikal sektör, medya takibi ve daha birçok sektörde
çalışarak kendi ekmeğimi kazandım. 30 yıl öncesini bugünle karşılaştırınca,
sporu tekerlekli sandalye basketbolu ile tanıştım. Bunun yanı sıra tekerlekli
sandalye basketboluna başladım. Yaşamımdaki hızlı değişiklikler ile milli
olarak atletizmde Türkiye’yi temsil etme şansları yakaladım. Kariyer olarak iki
önemli başarım var. İlki beş yıl boyunca Beşiktaş’ta oynamış olmam.
Kariyerimdeki ikinci en güzel olay Ramazan Çuğlan’ın bugün Malatya’da
olmasıdır. Atletizm branşını bedensel engellilerde başlatan ilk kişi olmam
nedeniyle birçok engellinin de bu branşta başarılı olması ve madalyalar
kazanmasına vesile oldum. Malatya’da tekerlekli sandalyede basketbol oynamaya
devam etmekteyim, bu süreçte antrenör ve engelliler olimpik yani paralimpik
branşlar koordinatörü olarak görevime devam etmekteyim.
Ramazan Çuğlan nasıl bir ailenin
çocuğudur?
Çocuğunu
seven, çocukları için en iyisini isteyen Malatyalı duyarlı bir ailenin
çocuğuyum. Engelliler konusunda duyarlı, oldukça korumacı bir ailem var.
Onların korumacı davranmaları beni ve diğer engelli bireyleri olumsuz
etkilemektedir. Özellikle babamın okumam için evi kitaplar, mecmualarla
doldurması benim okumama yönelik fırsatlar sunmaktaydı. Birkaç anımı sizlerle
paylaşmak isterim; Bir gün evdeki eski kütüphanelerden birinin kitapların yükü
nedeniyle ortadan ikiye bölünüp kırılmasına şahit oldum. Bu olaylar üzerine
annem hem kitaplarımı, hem de gazetelerimi sobaya atmak isterdi ben izin
vermedim. İkinci anımda biraz gerilim var; Komşularımızdan iki teyzenin birkaç
konuşmasına şahit olmuştum ve o cümlelerden çok etkilenmiştim; Annemin de
onlara karşı tepkisini aklımdan hiçbir zaman çıkaramam. Teyzeler şu şekilde
konuşmuşlardı “Ramazan’ı niye besliyorsunuz, bu çocuk zaten engelli büyüse ne
olacak öldürün bunu.” imasında bulunduklarını hatırlıyorum. Bir teyze bunu
açıkça söylemişti ben orada dehşet içerisinde kalmıştım. Annem de o sıra da ‘
Hayır kesinlikle öyle bir şey olamaz, biz böyle düşünmüyoruz, biz onu en iyi
şekilde büyüteceğiz ve hayata kazandıracağız’ demişti. Babamda annemle aynı
kanıdaydı ve benim için mücadeleleri vardı. Bunlarda unutmadığım anılarım
arasındadır. Çocukken mahallede bilek güreşi yapardık, herkes güreş için
yarışmak isteyenleri benim yanıma getirirlerdi. Mahallede bir sıkıntı olduğunda
Ramazan bunu bilir ona gidelim demeleri, arkadaşlarıma bilyeli arabalar yapmam,
birçok oyunlarında yönetmenliği ben yapardım bu da bana çok ilginç gelen
şeylerdendir. Ara sıra onlara sorular sorardım mesela uçaklar nasıl uçar?
Dediğim zaman onlar çok şaşırırlardı. Okula gitmediğim halde bu bilgilere nasıl
ulaştığım konusu onları çok şaşırtıyordu. Evde okumayı öğrendiğimden dolayı
birkaç aşamada sıkıntım var. Sistematik ve örgün bir eğitim alamamak, bazı
noktalarda da önümü kapatmaktaydı. Sayısal anlamda sıkıntılar hep sorun olarak
karşıma çıkmakta. Felsefe ve diğer sözel alanlarda çok iyi seviyedeyim.
Eğitim hayatınızda size en büyük
desteği kim sağladı?
- Kendi içimde oluşturduğum
dinamikler diyebilirim. Çünkü; eğitim noktasında birini idol olarak tanıma ve
görme şansım pek olmadı. Ama çok fazla televizyon izleyip, radyo
dinlerdim.1980-1990’lı yıllar benim çocukluğuma denk geliyordu. Yaşadığım şu
anımı o dönemlerle sentezleyebiliyorum. İlerleyen dönemlerde kendime idoller
belirlerdim ve ilgimi çeken kişilerin sanatçılar ve bilim insanları olduğunun
farkına vardım. Türkiye’nin ileri gelen isimlerinden, İbni Sina ve buna benzer
isimlerden de etkilendim.
Ramazan Çuglan bir yazısında ben
hayata hazır başladım demişti. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
- Okumak bana çok şey kazandırdı.
Hayata başlamadan önce delice okumuş olmam teorik anlamda hayatın farkına
varmış olmam etkili. İstanbul’da sokağa ilk çıktığımda nereye gittiğimi bile
bilmek benim hayatımı kolaylaştırdı. Bütün engelli bireyleri de okumaya hatta
yurdun bütün engelli bireylerine okumanın önemini anlamaya yönelik çalışmalar
yapmalıyız. Çünkü dinimizinde ilk ayeti “Oku” diye başlamakta. Bu anlamda
hayata hazır başladım diyorum.
Milli Atlet olmasaydınız
kendinizi hangi meslekte görmeyi arzulardınız?
- Açıkçası birçok mesleği
çocukluğumdan beri hep düşünürdüm. Çok okuyordum, kendimi bilim adamı, sanatçı
bazen de sporcu olarak görüyordum. Ama çok hareketliydim. Her zaman bir spor
dalı ön plana çıkardı bende. Bir bilim insanı olmayı da çok istiyordum.
Spor hayatınız hakkında genel bir
açıklama yapabilir misiniz?
- Spor hayatım boyunca öğrendiğim
şeyleri bölüşmeyi ve diğer engelli olan bireyleri de hayata kazandırmayı
istedim. Sağlıklı bireylerin duyarlılıklarını göz önünde tutarak, onların da
eksikliklerini giderme yönünde girişimim oldu. Her zaman bilginin ben de bir
yük olarak kalmaması, benim yaşadığım güzel şeyleri bütün engelli dostlarımın
ve kardeşlerimin de yaşayıp benim deneyimlerimden faydalanmasını ön planda
tuttum. Bu yönde hep bir çabam var. Şu an da antrenörlük ve farkındalık
projeleri kapsamında çalışmalar yapıyorum. Bizim misyonumuz var, toplumun bizden
beklentileri ve bakışları, duruşumuz davranışlarımız ve sözlerimiz çok
belirleyici. Bu anlamda doğru mesajları vurgulamak ve kendi deneyimimizi iyi
sunabilmemiz çok önemli. Evlilik sürecine kadar kendimi dinamo eden kendime
enerji veren yapıdaydım. Evlilikten sonra da eşimin çok önemli bir desteği
oldu.
Şimdiye kadar kaç ödül
kazandınız? İlk ödülünüzü kazanınca neler hissettiniz?
- İlk ödülümü 30 yıl önce Avrasya
Maratonunda kazandım. Büyük bir gururdu, ama hastane sandalyesiyle koşmaya
çalışmıştık kaydımız alınmadan koşmuştuk, ellerimiz biraz parçalanmıştı. Şimdi
titanyum sandalyeler var, ilk madalyamı orada aldım. Sonrasında 1. Karadeniz
Oyunları’nda yarışmada altın ve gümüş ve Bronz madalya sahibi oldum. Dünya ve
Avrupa şampiyonalarında, Akdeniz oyunlarında dünya sıralamalarında 3. sıralara
kadar yükselecek başarılar elde ettim. Türkiye Şampiyonalarında Türkiye
Rekorları şahsıma ait, defalarca 1500 metre, 800 metre, 400 metre, 100 ve 200
metre Şampiyonluklarım var. Anadolu’da ilk defa titanyum tekerlikle sandalye
atletizmini başlatan kişiyim. Kaç ödül kazandığımı net olarak hatırlayamıyorum.
Benden sonra Anadolu’dan ilk defa Malatya’dan bir genç M. Safa Bakan’a bu
anlamda eğitim veriyor ve yetiştiriyorum. 100 ve 200 metrede altın madalya
kazandı. Yakın zamanda katıldığımız yarışmalarda 9 sporcumuz 17 madalya ile Malatya’ya
döndü. Onların yanı sıra gülle, cirit, disk atma ve tekerlekli sandalye
koşusunda 13 madalya, bilek güreşinden ise iki altın madalya kazandık.
Malatyalı engelli gençleri arenada görmeyi arzuluyorum. Birincilik veya
ikincilik kürsüne çıkılıp al bayrağın göndere çekileceği zamanları da göreceğiz
inşallah.
Evlilik kararınız aileniz ve
eşinizin ailesi tarafından nasıl karşılandı?
- Evlilik kararı aşamasında bir
travma var bu eşim ve benim aramda değildi. Benim ve eşimin ailesinin yaşamış
olduğu bir travma idi. Ailem tabi ki evlenmemi arzu ediyordu. Ama bu endişeli
bir arzu edişti. Ailem acaba gelin olarak bize sağlıklı birini mi getirecek
diye düşünmekteydi. Aynı şeyi mutlaka eşimin ailesi de düşünmüştür.
Dolayısıyla, eşimin ailesiyle tanıştığımda onlarda bu ilişkinin evlilik değil,
bizi sadece arkadaş olarak gördüklerini farketmiştim. Eşimi de bu anlamda ikna
etmeye çalıştıklarını biliyordum. Benim ailemde beni ikna etmeye çalıştı. Eşim
sağlıklı biriydi, ailem engelli biri olmasını istiyordu. Bu süreçte eşimin
vermiş olduğu ciddi bir savaş var. Çok ilginç bir süreçti hatta eşimin ailesi beni
caydırmak için sürekli arıyorlardı. Abisi bir gün BJK antrenmanından çıkarken beni
arayıp, “Biz böyle bir birlikteliği arzu etmiyoruz vazgeçin” demişti. Ben de
kısmetse olur şeklinde bir cevap vermiştim. O konuşma sırasında antrenmandan
çıkmıştım, ben seni vururum şeklinde tehdit etti ben de beni vurursan ayaklarımdan
vurabilirsin dedim, ardından ses gelmemişti karşıdan. Zaten ayaklarımdan yana
kaybedecek bir şeyim yoktu. Yaşadığım en ilginç ve trajik komik olaylardan biriydi.
Bu evlilik gerçekleşti ve üç tane çocuğumuz var. Evlilik sonrasında benim ve
eşimin ailesinde farkındalık oluştu. Şu an üst düzeyde ve saygın iyi bir
damatları olduğunu düşünüyorlar ve benimle gurur duyuyorlar. Toplumda; farkındalık, bilinç her zaman
önemli.
Engelli biri olmanızın
evliliğinize yansıyan olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?
- Evliliğimizin ilk dönemlerinde gezerken,
parklarda ya da bir misafirliğe giderken eşime şöyle bir soru soruluyormuş? Bu
kişi sizin kardeşiniz mi abiniz mi? Engelimden dolayı da yazık falan tarzında
konuşmalara şahit oluyordum. İstanbul’da böyle algılar çok fazlaydı. Sokaklarda
gördüklerinde insanların ilk algıları eşi değildir şeklinde oluyordu. Bugün
bile insanlara üç tane çocuğumun olduğunu söylememin eşimin sağlıklı olduğunu
görmelerinin toplum üzerinde ilginç, hayret verici etkilere neden oluyor.
İstanbul’daki bu anılarıma bakınca Malatya’da farkındalığın daha yüksek düzeyde
olduğunu fark ettim. Bu da sevindirici bir durum…
“Farkındalık Sahibi Olan Yeni
Nesille Sevineceğiz”
Ramazan Çuğlan’ın bir günü nasıl
geçer?
- Bir günüm İstanbul’dayken çok
yoğundu. Sabah İstanbul Büyükşehir Belediyesinde farkındalık konferansları
veriyorduk. Bu konferansları iki binden fazla okula, diyanet çalışanlarına,
İETT personellerine ve hizmet içi kurumlara, şirketlere veriyorduk. Günde üç
seminer yapardık. Ardından siyasal doku projelerinde yer alırdım. Engellilerin
siyasal arenada görünmesi için çalışmalar yapıyordum. Bu projelerde başarılı
olduk. Önemli çalışmalara imza attık. Akşam saatlerinde antrenmanlar ve
sonrasında aile faktörüm vardı. Açıkçası nefes alamıyordum. Bu yoğunluk
içerisinde nefes darlığıyla mücadele etmek zorunda kaldım. Nefes darlığı
(İstanbul Bronşiti) başlayınca eşimde endişelendi. Ventolin havası ile nefesim
açılıyordu. Bana İstanbul’dan ayrılalım teklifinde bulundu ben de o yoğunlukta
çalışmaktan ciddi anlamda rahatsız olmaya başlamıştım. Eşim Malatya’ya gidelim
dedi. Benim de memleketim Malatya olduğu için teklifini kabul ettim ve geldik.
Darende’yi geçtikten sonra bendeki nefes darlığı yok oldu. Malatya’ya yerleştik
ve İstanbul’daki projeleri burada da faaliyete geçirdim. Engellileri organize
etmek ve bilinçlendirmek için çalışmalara başladım. Farkındalık sahibi olan
gençlerle, yeni nesille sevineceğiz.
Doğu Anadolu ve Güneydoğu
Anadolu’daki engelliler sosyal hayatta daha geri planda tutuluyor. Bu aşamada
neler yapılabilir?
- Haritanın sol tarafında yaşamış
biri olarak 10 yıl öncesinde ben de bu durumu hep ifade ediyordum. Haritanın
sağındaki engelliler için durum her zaman daha vahim. Doğudan Batı illere ve
doğuda da gelişmiş illere mesela Malatya’ya doğru engelli ve yaşlı insanların
göçü var. Sosyolojik olarak da böyle bir gerçek var. Ama gelişme de olmakta. 20
yıl öncesine göre Türkiye’de devrim niteliğinde çalışmalar yapılıyor. Şu an
taşrada yolu olmayan bir bölgede bulunan engellilere kağıt üzerinde tanınan
fırsatlar kullanılarak sosyalleşebilir ve sokağa çıkabilir duruma getirildi. Ama
hizmetler, imkanlar kağıt üzerinde çoğu zaman kaldığından ötürü kendilerine
sunulmuş olan imkânlara merkezlerden ulaşabilmekteler. Aileler engelli
çocuklarının eğitimlerini ve toplumdaki dezavantajı avantaja çevirelim.
Korumacı davranmak her zaman bize zarar verecektir. Toplumun bize bakışı,
toplumun ve ailenin bize çok korumacı yaklaşımı, bizim işimizi zorlaştıran en
önemli faktörlerden birisi. Normal bir tavır belirlenmeli. Normal bireylere,
çocuklara nasıl davranıyorsanız bizlere de öyle davranmak gerekmektedir. Çok
fazla ilgi şımartacak çok az ilgi de engellilerimizi geri bırakacaktır. Buna
dikkat edersek haritanın sağı- solu, üstü-altı, kuzeyi ve güneyinde sorun
kalmaz.
Ramazan Çuğlan’ın prensip olarak
olmazsa olmaz kuralları nelerdir?
- Engelli ve çeşitli kısıtlılıklar
yaşayan bireylerin hayatında olması gerekenlerin olması için bir mücadele
sergiliyorum. Bu noktada en olumlu, en yapıcı dili kullanmaya çalışıyorum.
Kesinlikle topluma, ya da benim için düzenleme yapmamış olan idarecilere
yönelik bir öfke beslemiyorum. Ama öfkemin olmayışı doğruları ifade etmemi,
eleştiri yapmamı engellemez. Yapıcı davranış benim için olmazsa olmazlardandır.
Her zaman hoşgörü ve bilgiyle olaylara yaklaşmak ve işin ehli olan insanların yanında
durmanın ne kadar önemli olduğunu farkına vardım. Ben, benden ehil olan
insanların yanında dururum ve onların desteklenmesi için büyük çabalar
gösteririm. Her konu da bizler lider olamayız. Bunu kabul etmek önemli
noktalardan birisidir. Organize ve birlikte çalışmalar yapılmalıdır. Engelli
insanların örgütsüzlüğü nedeniyle bir engelliler bakanlığının kurulması
gerekmektedir. Hakları yerleştirme ve gelişmeleri hızlandırma noktasındaki
sıkıntıların birlikteliğimizin olmayışından kaynaklandığını düşünmekteyim
naçizane.
“Engelli Bireyler Partizan
Olmamalı”
Engelli bireylerimizi siyasette
pek fazla göremiyoruz. Sizin bu konu da bir girişiminiz oldu mu?
- İki dönem boyunca İstanbul’da
encümenlik yaptım. Encümenlik döneminde birçok engelli bireyi bu alana yönlendirdim.
Benim arzuladığım şey engellinin partisinin olmadığı zihniyetidir. Engelli
misyonlarının engelli davalarının önüne ulaşılabilirlik ile bu algı ve
farkındalık sorunları bir anlamda düşüncelerle önem kazanmaktadır. Engelli
insan siyasal partiler içerisinde yer almalı, ama partizan olmamalı! Bizim
sorunumuz evrensel bir sorun. Her yerde engelliler olmalı bilim alanında, spor
ve siyaset alanında desteklediğim insanlar var. Bürokrasinin çetrefilli
yollarını keşfettim lakin herkes o yollarda yürüyemez, bu nedenden dolayı lider
vasıflı da olsak yetkin olan kişilerin arkasında durmaktan çekinmemeliyiz diye
düşünmektedir.
“Farklı Olanla Birlikte Yaşamak”
adlı projenin içerisindesiniz kısaca bahsedebilir misiniz?
- İstanbul’da Koordinatörü olduğum
“Farklı olanla beraber yaşamak” Projesi yanılmıyorsam 2000 yılından beri devam ediyor.
Malatya’ya yerleştiğimde en çok olmasını istediğim çalışma idi. Malatya BB
Engelliler Koordinasyon Şube Müdürlüğü projeye sıcak baktı ve Kent Konseyi ile 2018
yılında da belirlediğimiz 30 tane liseye konferansımız oldu. Öğrencilerin bizim
hayat hikâyemizi dinledikten sonra onlarında farkındalıkları üst boyutta
değişiyor. Öğrenciler bu seminer içerisinde sıkılmıyorlar konuşmamız bittikten
sonra kalkmak dahi istemiyorlar. Bazen keyifli bazen, gözyaşları içerisinde
bizi pür dikkat dinliyorlar. Bizler bu bilincin bütün okullarda
yaygınlaşmasının yanı sıra yetişkinlere yönelik seminerlerde yapmayı da
istiyoruz. İstanbul’da gençlere ve yetişkinlere yönelik iki ayrı çalışma yapmıştık.
İstanbul’da 1 milyonun üzerinde kişiye ulaşmıştım.
MOTAŞ şoförleriyle yaşadığınız
sıkıntılar oluyor mu?
- Belediyemizin çalışanları
gerçekten duyarlı…. Farkındalığın oluşmamasından kaynaklı olarak bazı
problemler yaşanabiliyor ama ben bunu engellilerin duyarlılıkları ile
kaptanların anlayışlı ve hoşgörülü tavırlarıyla çözüleceğine inanıyorum. Normal
bireylerle de sıkıntılar yaşanmakta. Bazen insanlar gergin olabilir. Yapılan
hatalar var bunlar tespit edilip olumlu şekilde anlatılması önemli. Bizler hoşgörü
ve tebessümle olaya yaklaşırsak problemleri halledilebiliriz.
Son olarak eklemek istediğiniz
bir şeyler var mı?
- Sokağa çıkarken, hayatın
içindeyken birtakım engellerle karşılaşıyoruz. Fikirsel engeller de var biz bu
engelleri konuşarak, farkındalığı, hayatın içinde geliştireceğiz. Benim
engellilere çağrım bu noktada iletişime geçmeleri ve sosyal hayatın içinde
olmaları. Sağlıklı insanlara da tavsiyem engellilere karşı olan bakışlarını
çokta değiştirmemeleri şöyle acıyarak bakmasınlar. Bizi çok fazla önemserlerse
biz şımarabiliriz. Ya da onları kullanabiliriz. Çok duyarsız kalırlarsa da biz
sorunlarla tek başımıza uğraşmaya devam ederiz. Ve onlara agresif yanımızı
gösterebiliriz. Bu anlamda ailelere önerim çocuklarını sosyal hayatın içerisine
itmeleridir. Sporla sosyalleşmek engelli bireyler için çok hızlı oluyor, bu anlamda engelli birey ve aileleri
“Kendilerini Engellemesinler” lütfen...
Gerçekten
engelsiz bir Malatya ve Türkiye çok yakın…



