20 Mayıs 2018 Pazar

Al Bayrağın Göklere Çekileceği Zamanları Göreceğiz


“Al Bayrağın Göklere Çekileceği Zamanları Göreceğiz”

Sevil ADIGÜZELMAN

Malatya Yeşil Çağala Engelliler Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi, Paralimpik Sporcu Geliştirme Sorumlusu ve Türkiye Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Sporcusu, Sosyal Doku Projeleri Koordinatörü, Aktivist, Baba ve Milli Atlet Ramazan Çuğlan’la engelleri aşan bir röportaj gerçekleştirdim.

Ramazan Çuğlan kimdir? Sizi kısa tanıyabilir miyim?

- 1975 yılında İstanbul Küçükçekmece’nin Kanarya Mahallesinde dünyaya geldim. Hareketli bir çocuktum, iki buçuk yaşlarında ailem ile beraber Malatya’ya yapmış olduğumuz bir ziyaret sırasında çocuk felci geçirmişim. Çocuk felcinin sonrasında ellerim üzerinde, bedenimi arkamdan sürükleyerek dolaşan bir çocuk olarak hayatına devam eden birisini hatırlıyorum. Hareketli olmamın yanı sıra ellerim üzerinde ilerlerken giymiş olduğum pantolonların dizleri yırtılmaktaydı. Annem de sürekli olarak yırtıklara yamalar yapardı. Yamalar arttıkça Ramazan Çuğlan dizlerindeki acıyı daha az hissediyordu. Artık yamalar ona iyi gelmekteydi. Bu süreç bile hareketliliğini engellememişti. Daha sonra bu hareketlilik sokakta gezen çocuklara yetişme, onlarla oynayabilme isteği sonucunda emekleme sürecini ortaya çıkardı. Dışarıya çıktım ama hayatımı ellerinin üzerinde emekleyerek toprağa çıplak elle basan bir birey olarak devam ettirdim. Eğitim noktasında da ciddi sıkıntılar yaşadım, kendimden büyük okula iki abim vardı. Evimizde, okula oldukça uzak bir yerdeydi. Kendim okula gidemediğim için beni sırtlayıp götürecek müsait bir ebeveynim de yoktu. Dolayısıyla bir gün okuma yazmayı evde öğrenmeye başlıyorum. Babam da bu sürece destek oluyor; eve kitaplar, gazeteler, mecmualar, dergiler taşıyor. Ondan sonra Ramazan Çuğlan çılgınca okumaya başlıyor. Şu an ise Çuğlan’ın ulaştığı yer İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümüdür. Bu hareketliliğin yanı sıra benim evden çıkma sürecim de biraz geç oldu. Çünkü ailem bana oldukça korumacı yaklaşıyordu. ‘Sen sokağa çıkma biz sana bakacağız’ gibi önermelerde bulunurlardı. Ama Çuğlan buna rağmen kendisini bir gün sokaklara atar. Evden çıktıktan sonra kurs süreçleri, okulu dışarıdan bitirme ve bilgiyi sınamanın peşinden koşmaya başlar. Kendi ekmeğini kazanmak için çeşitli branşlarda aldığı kurslarla birlikte tekstil, antika halı, kilim sektörü ve tamiri, medikal sektör, medya takibi ve daha birçok sektörde çalışarak kendi ekmeğimi kazandım. 30 yıl öncesini bugünle karşılaştırınca, sporu tekerlekli sandalye basketbolu ile tanıştım. Bunun yanı sıra tekerlekli sandalye basketboluna başladım. Yaşamımdaki hızlı değişiklikler ile milli olarak atletizmde Türkiye’yi temsil etme şansları yakaladım. Kariyer olarak iki önemli başarım var. İlki beş yıl boyunca Beşiktaş’ta oynamış olmam. Kariyerimdeki ikinci en güzel olay Ramazan Çuğlan’ın bugün Malatya’da olmasıdır. Atletizm branşını bedensel engellilerde başlatan ilk kişi olmam nedeniyle birçok engellinin de bu branşta başarılı olması ve madalyalar kazanmasına vesile oldum. Malatya’da tekerlekli sandalyede basketbol oynamaya devam etmekteyim, bu süreçte antrenör ve engelliler olimpik yani paralimpik branşlar koordinatörü olarak görevime devam etmekteyim.

Ramazan Çuğlan nasıl bir ailenin çocuğudur?

Çocuğunu seven, çocukları için en iyisini isteyen Malatyalı duyarlı bir ailenin çocuğuyum. Engelliler konusunda duyarlı, oldukça korumacı bir ailem var. Onların korumacı davranmaları beni ve diğer engelli bireyleri olumsuz etkilemektedir. Özellikle babamın okumam için evi kitaplar, mecmualarla doldurması benim okumama yönelik fırsatlar sunmaktaydı. Birkaç anımı sizlerle paylaşmak isterim; Bir gün evdeki eski kütüphanelerden birinin kitapların yükü nedeniyle ortadan ikiye bölünüp kırılmasına şahit oldum. Bu olaylar üzerine annem hem kitaplarımı, hem de gazetelerimi sobaya atmak isterdi ben izin vermedim. İkinci anımda biraz gerilim var; Komşularımızdan iki teyzenin birkaç konuşmasına şahit olmuştum ve o cümlelerden çok etkilenmiştim; Annemin de onlara karşı tepkisini aklımdan hiçbir zaman çıkaramam. Teyzeler şu şekilde konuşmuşlardı “Ramazan’ı niye besliyorsunuz, bu çocuk zaten engelli büyüse ne olacak öldürün bunu.” imasında bulunduklarını hatırlıyorum. Bir teyze bunu açıkça söylemişti ben orada dehşet içerisinde kalmıştım. Annem de o sıra da ‘ Hayır kesinlikle öyle bir şey olamaz, biz böyle düşünmüyoruz, biz onu en iyi şekilde büyüteceğiz ve hayata kazandıracağız’ demişti. Babamda annemle aynı kanıdaydı ve benim için mücadeleleri vardı. Bunlarda unutmadığım anılarım arasındadır. Çocukken mahallede bilek güreşi yapardık, herkes güreş için yarışmak isteyenleri benim yanıma getirirlerdi. Mahallede bir sıkıntı olduğunda Ramazan bunu bilir ona gidelim demeleri, arkadaşlarıma bilyeli arabalar yapmam, birçok oyunlarında yönetmenliği ben yapardım bu da bana çok ilginç gelen şeylerdendir. Ara sıra onlara sorular sorardım mesela uçaklar nasıl uçar? Dediğim zaman onlar çok şaşırırlardı. Okula gitmediğim halde bu bilgilere nasıl ulaştığım konusu onları çok şaşırtıyordu. Evde okumayı öğrendiğimden dolayı birkaç aşamada sıkıntım var. Sistematik ve örgün bir eğitim alamamak, bazı noktalarda da önümü kapatmaktaydı. Sayısal anlamda sıkıntılar hep sorun olarak karşıma çıkmakta. Felsefe ve diğer sözel alanlarda çok iyi seviyedeyim.

Eğitim hayatınızda size en büyük desteği kim sağladı?

- Kendi içimde oluşturduğum dinamikler diyebilirim. Çünkü; eğitim noktasında birini idol olarak tanıma ve görme şansım pek olmadı. Ama çok fazla televizyon izleyip, radyo dinlerdim.1980-1990’lı yıllar benim çocukluğuma denk geliyordu. Yaşadığım şu anımı o dönemlerle sentezleyebiliyorum. İlerleyen dönemlerde kendime idoller belirlerdim ve ilgimi çeken kişilerin sanatçılar ve bilim insanları olduğunun farkına vardım. Türkiye’nin ileri gelen isimlerinden, İbni Sina ve buna benzer isimlerden de etkilendim.

Ramazan Çuglan bir yazısında ben hayata hazır başladım demişti. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

- Okumak bana çok şey kazandırdı. Hayata başlamadan önce delice okumuş olmam teorik anlamda hayatın farkına varmış olmam etkili. İstanbul’da sokağa ilk çıktığımda nereye gittiğimi bile bilmek benim hayatımı kolaylaştırdı. Bütün engelli bireyleri de okumaya hatta yurdun bütün engelli bireylerine okumanın önemini anlamaya yönelik çalışmalar yapmalıyız. Çünkü dinimizinde ilk ayeti “Oku” diye başlamakta. Bu anlamda hayata hazır başladım diyorum.

Milli Atlet olmasaydınız kendinizi hangi meslekte görmeyi arzulardınız?

- Açıkçası birçok mesleği çocukluğumdan beri hep düşünürdüm. Çok okuyordum, kendimi bilim adamı, sanatçı bazen de sporcu olarak görüyordum. Ama çok hareketliydim. Her zaman bir spor dalı ön plana çıkardı bende. Bir bilim insanı olmayı da çok istiyordum.

Spor hayatınız hakkında genel bir açıklama yapabilir misiniz?

- Spor hayatım boyunca öğrendiğim şeyleri bölüşmeyi ve diğer engelli olan bireyleri de hayata kazandırmayı istedim. Sağlıklı bireylerin duyarlılıklarını göz önünde tutarak, onların da eksikliklerini giderme yönünde girişimim oldu. Her zaman bilginin ben de bir yük olarak kalmaması, benim yaşadığım güzel şeyleri bütün engelli dostlarımın ve kardeşlerimin de yaşayıp benim deneyimlerimden faydalanmasını ön planda tuttum. Bu yönde hep bir çabam var. Şu an da antrenörlük ve farkındalık projeleri kapsamında çalışmalar yapıyorum. Bizim misyonumuz var, toplumun bizden beklentileri ve bakışları, duruşumuz davranışlarımız ve sözlerimiz çok belirleyici. Bu anlamda doğru mesajları vurgulamak ve kendi deneyimimizi iyi sunabilmemiz çok önemli. Evlilik sürecine kadar kendimi dinamo eden kendime enerji veren yapıdaydım. Evlilikten sonra da eşimin çok önemli bir desteği oldu.

Şimdiye kadar kaç ödül kazandınız? İlk ödülünüzü kazanınca neler hissettiniz?

- İlk ödülümü 30 yıl önce Avrasya Maratonunda kazandım. Büyük bir gururdu, ama hastane sandalyesiyle koşmaya çalışmıştık kaydımız alınmadan koşmuştuk, ellerimiz biraz parçalanmıştı. Şimdi titanyum sandalyeler var, ilk madalyamı orada aldım. Sonrasında 1. Karadeniz Oyunları’nda yarışmada altın ve gümüş ve Bronz madalya sahibi oldum. Dünya ve Avrupa şampiyonalarında, Akdeniz oyunlarında dünya sıralamalarında 3. sıralara kadar yükselecek başarılar elde ettim. Türkiye Şampiyonalarında Türkiye Rekorları şahsıma ait, defalarca 1500 metre, 800 metre, 400 metre, 100 ve 200 metre Şampiyonluklarım var. Anadolu’da ilk defa titanyum tekerlikle sandalye atletizmini başlatan kişiyim. Kaç ödül kazandığımı net olarak hatırlayamıyorum. Benden sonra Anadolu’dan ilk defa Malatya’dan bir genç M. Safa Bakan’a bu anlamda eğitim veriyor ve yetiştiriyorum. 100 ve 200 metrede altın madalya kazandı. Yakın zamanda katıldığımız yarışmalarda 9 sporcumuz 17 madalya ile Malatya’ya döndü. Onların yanı sıra gülle, cirit, disk atma ve tekerlekli sandalye koşusunda 13 madalya, bilek güreşinden ise iki altın madalya kazandık. Malatyalı engelli gençleri arenada görmeyi arzuluyorum. Birincilik veya ikincilik kürsüne çıkılıp al bayrağın göndere çekileceği zamanları da göreceğiz inşallah.

Evlilik kararınız aileniz ve eşinizin ailesi tarafından nasıl karşılandı?

- Evlilik kararı aşamasında bir travma var bu eşim ve benim aramda değildi. Benim ve eşimin ailesinin yaşamış olduğu bir travma idi. Ailem tabi ki evlenmemi arzu ediyordu. Ama bu endişeli bir arzu edişti. Ailem acaba gelin olarak bize sağlıklı birini mi getirecek diye düşünmekteydi. Aynı şeyi mutlaka eşimin ailesi de düşünmüştür. Dolayısıyla, eşimin ailesiyle tanıştığımda onlarda bu ilişkinin evlilik değil, bizi sadece arkadaş olarak gördüklerini farketmiştim. Eşimi de bu anlamda ikna etmeye çalıştıklarını biliyordum. Benim ailemde beni ikna etmeye çalıştı. Eşim sağlıklı biriydi, ailem engelli biri olmasını istiyordu. Bu süreçte eşimin vermiş olduğu ciddi bir savaş var. Çok ilginç bir süreçti hatta eşimin ailesi beni caydırmak için sürekli arıyorlardı. Abisi bir gün BJK antrenmanından çıkarken beni arayıp, “Biz böyle bir birlikteliği arzu etmiyoruz vazgeçin” demişti. Ben de kısmetse olur şeklinde bir cevap vermiştim. O konuşma sırasında antrenmandan çıkmıştım, ben seni vururum şeklinde tehdit etti ben de beni vurursan ayaklarımdan vurabilirsin dedim, ardından ses gelmemişti karşıdan. Zaten ayaklarımdan yana kaybedecek bir şeyim yoktu. Yaşadığım en ilginç ve trajik komik olaylardan biriydi. Bu evlilik gerçekleşti ve üç tane çocuğumuz var. Evlilik sonrasında benim ve eşimin ailesinde farkındalık oluştu. Şu an üst düzeyde ve saygın iyi bir damatları olduğunu düşünüyorlar ve benimle gurur duyuyorlar.  Toplumda; farkındalık, bilinç her zaman önemli.

Engelli biri olmanızın evliliğinize yansıyan olumlu ve olumsuz yanları nelerdir?

-  Evliliğimizin ilk dönemlerinde gezerken, parklarda ya da bir misafirliğe giderken eşime şöyle bir soru soruluyormuş? Bu kişi sizin kardeşiniz mi abiniz mi? Engelimden dolayı da yazık falan tarzında konuşmalara şahit oluyordum. İstanbul’da böyle algılar çok fazlaydı. Sokaklarda gördüklerinde insanların ilk algıları eşi değildir şeklinde oluyordu. Bugün bile insanlara üç tane çocuğumun olduğunu söylememin eşimin sağlıklı olduğunu görmelerinin toplum üzerinde ilginç, hayret verici etkilere neden oluyor. İstanbul’daki bu anılarıma bakınca Malatya’da farkındalığın daha yüksek düzeyde olduğunu fark ettim. Bu da sevindirici bir durum…

“Farkındalık Sahibi Olan Yeni Nesille Sevineceğiz”


Ramazan Çuğlan’ın bir günü nasıl geçer?

- Bir günüm İstanbul’dayken çok yoğundu. Sabah İstanbul Büyükşehir Belediyesinde farkındalık konferansları veriyorduk. Bu konferansları iki binden fazla okula, diyanet çalışanlarına, İETT personellerine ve hizmet içi kurumlara, şirketlere veriyorduk. Günde üç seminer yapardık. Ardından siyasal doku projelerinde yer alırdım. Engellilerin siyasal arenada görünmesi için çalışmalar yapıyordum. Bu projelerde başarılı olduk. Önemli çalışmalara imza attık. Akşam saatlerinde antrenmanlar ve sonrasında aile faktörüm vardı. Açıkçası nefes alamıyordum. Bu yoğunluk içerisinde nefes darlığıyla mücadele etmek zorunda kaldım. Nefes darlığı (İstanbul Bronşiti) başlayınca eşimde endişelendi. Ventolin havası ile nefesim açılıyordu. Bana İstanbul’dan ayrılalım teklifinde bulundu ben de o yoğunlukta çalışmaktan ciddi anlamda rahatsız olmaya başlamıştım. Eşim Malatya’ya gidelim dedi. Benim de memleketim Malatya olduğu için teklifini kabul ettim ve geldik. Darende’yi geçtikten sonra bendeki nefes darlığı yok oldu. Malatya’ya yerleştik ve İstanbul’daki projeleri burada da faaliyete geçirdim. Engellileri organize etmek ve bilinçlendirmek için çalışmalara başladım. Farkındalık sahibi olan gençlerle, yeni nesille sevineceğiz.

Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’daki engelliler sosyal hayatta daha geri planda tutuluyor. Bu aşamada neler yapılabilir?

- Haritanın sol tarafında yaşamış biri olarak 10 yıl öncesinde ben de bu durumu hep ifade ediyordum. Haritanın sağındaki engelliler için durum her zaman daha vahim. Doğudan Batı illere ve doğuda da gelişmiş illere mesela Malatya’ya doğru engelli ve yaşlı insanların göçü var. Sosyolojik olarak da böyle bir gerçek var. Ama gelişme de olmakta. 20 yıl öncesine göre Türkiye’de devrim niteliğinde çalışmalar yapılıyor. Şu an taşrada yolu olmayan bir bölgede bulunan engellilere kağıt üzerinde tanınan fırsatlar kullanılarak sosyalleşebilir ve sokağa çıkabilir duruma getirildi. Ama hizmetler, imkanlar kağıt üzerinde çoğu zaman kaldığından ötürü kendilerine sunulmuş olan imkânlara merkezlerden ulaşabilmekteler. Aileler engelli çocuklarının eğitimlerini ve toplumdaki dezavantajı avantaja çevirelim. Korumacı davranmak her zaman bize zarar verecektir. Toplumun bize bakışı, toplumun ve ailenin bize çok korumacı yaklaşımı, bizim işimizi zorlaştıran en önemli faktörlerden birisi. Normal bir tavır belirlenmeli. Normal bireylere, çocuklara nasıl davranıyorsanız bizlere de öyle davranmak gerekmektedir. Çok fazla ilgi şımartacak çok az ilgi de engellilerimizi geri bırakacaktır. Buna dikkat edersek haritanın sağı- solu, üstü-altı, kuzeyi ve güneyinde sorun kalmaz.

Ramazan Çuğlan’ın prensip olarak olmazsa olmaz kuralları nelerdir?

- Engelli ve çeşitli kısıtlılıklar yaşayan bireylerin hayatında olması gerekenlerin olması için bir mücadele sergiliyorum. Bu noktada en olumlu, en yapıcı dili kullanmaya çalışıyorum. Kesinlikle topluma, ya da benim için düzenleme yapmamış olan idarecilere yönelik bir öfke beslemiyorum. Ama öfkemin olmayışı doğruları ifade etmemi, eleştiri yapmamı engellemez. Yapıcı davranış benim için olmazsa olmazlardandır. Her zaman hoşgörü ve bilgiyle olaylara yaklaşmak ve işin ehli olan insanların yanında durmanın ne kadar önemli olduğunu farkına vardım. Ben, benden ehil olan insanların yanında dururum ve onların desteklenmesi için büyük çabalar gösteririm. Her konu da bizler lider olamayız. Bunu kabul etmek önemli noktalardan birisidir. Organize ve birlikte çalışmalar yapılmalıdır. Engelli insanların örgütsüzlüğü nedeniyle bir engelliler bakanlığının kurulması gerekmektedir. Hakları yerleştirme ve gelişmeleri hızlandırma noktasındaki sıkıntıların birlikteliğimizin olmayışından kaynaklandığını düşünmekteyim naçizane.

“Engelli Bireyler Partizan Olmamalı”

Engelli bireylerimizi siyasette pek fazla göremiyoruz. Sizin bu konu da bir girişiminiz oldu mu?

- İki dönem boyunca İstanbul’da encümenlik yaptım. Encümenlik döneminde birçok engelli bireyi bu alana yönlendirdim. Benim arzuladığım şey engellinin partisinin olmadığı zihniyetidir. Engelli misyonlarının engelli davalarının önüne ulaşılabilirlik ile bu algı ve farkındalık sorunları bir anlamda düşüncelerle önem kazanmaktadır. Engelli insan siyasal partiler içerisinde yer almalı, ama partizan olmamalı! Bizim sorunumuz evrensel bir sorun. Her yerde engelliler olmalı bilim alanında, spor ve siyaset alanında desteklediğim insanlar var. Bürokrasinin çetrefilli yollarını keşfettim lakin herkes o yollarda yürüyemez, bu nedenden dolayı lider vasıflı da olsak yetkin olan kişilerin arkasında durmaktan çekinmemeliyiz diye düşünmektedir.

“Farklı Olanla Birlikte Yaşamak” adlı projenin içerisindesiniz kısaca bahsedebilir misiniz?

- İstanbul’da Koordinatörü olduğum “Farklı olanla beraber yaşamak” Projesi  yanılmıyorsam 2000 yılından beri devam ediyor. Malatya’ya yerleştiğimde en çok olmasını istediğim çalışma idi. Malatya BB Engelliler Koordinasyon Şube Müdürlüğü projeye sıcak baktı ve Kent Konseyi ile 2018 yılında da belirlediğimiz 30 tane liseye konferansımız oldu. Öğrencilerin bizim hayat hikâyemizi dinledikten sonra onlarında farkındalıkları üst boyutta değişiyor. Öğrenciler bu seminer içerisinde sıkılmıyorlar konuşmamız bittikten sonra kalkmak dahi istemiyorlar. Bazen keyifli bazen, gözyaşları içerisinde bizi pür dikkat dinliyorlar. Bizler bu bilincin bütün okullarda yaygınlaşmasının yanı sıra yetişkinlere yönelik seminerlerde yapmayı da istiyoruz. İstanbul’da gençlere ve yetişkinlere yönelik iki ayrı çalışma yapmıştık. İstanbul’da 1 milyonun üzerinde kişiye ulaşmıştım.

MOTAŞ şoförleriyle yaşadığınız sıkıntılar oluyor mu?

- Belediyemizin çalışanları gerçekten duyarlı…. Farkındalığın oluşmamasından kaynaklı olarak bazı problemler yaşanabiliyor ama ben bunu engellilerin duyarlılıkları ile kaptanların anlayışlı ve hoşgörülü tavırlarıyla çözüleceğine inanıyorum. Normal bireylerle de sıkıntılar yaşanmakta. Bazen insanlar gergin olabilir. Yapılan hatalar var bunlar tespit edilip olumlu şekilde anlatılması önemli. Bizler hoşgörü ve tebessümle olaya yaklaşırsak problemleri halledilebiliriz.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

- Sokağa çıkarken, hayatın içindeyken birtakım engellerle karşılaşıyoruz. Fikirsel engeller de var biz bu engelleri konuşarak, farkındalığı, hayatın içinde geliştireceğiz. Benim engellilere çağrım bu noktada iletişime geçmeleri ve sosyal hayatın içinde olmaları. Sağlıklı insanlara da tavsiyem engellilere karşı olan bakışlarını çokta değiştirmemeleri şöyle acıyarak bakmasınlar. Bizi çok fazla önemserlerse biz şımarabiliriz. Ya da onları kullanabiliriz. Çok duyarsız kalırlarsa da biz sorunlarla tek başımıza uğraşmaya devam ederiz. Ve onlara agresif yanımızı gösterebiliriz. Bu anlamda ailelere önerim çocuklarını sosyal hayatın içerisine itmeleridir. Sporla sosyalleşmek engelli bireyler için çok hızlı oluyor,  bu anlamda engelli birey ve aileleri “Kendilerini Engellemesinler” lütfen...
Gerçekten engelsiz bir Malatya ve Türkiye çok yakın…

3 Mayıs 2018 Perşembe

Kader misin, Ecel misin?

Kader misin, Ecel misin?


Sevil ADIGÜZELMAN


"Sonra çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun. Napalım, kısmet değilmiş..."

"27 Temmuz 2017"Uzun bir aradan sonra dün gece seni rüyamda gördüm. Ne güzel bir misafir idin sen haftalarca, aylarca kalsaydın keşke. Karanlığımı aydınlattın saat 23.58’i gösterdiğinde.
Rüyamda Sebahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabınından bir bölüm okuyordun. Akçadağ'da su sesinin hâkim olduğu Sultan Suyu Harasında yine o kitabı eline almış ve sayfaları karıştırmadan aradığını bu bölümü bulmuştun. Gözlerime bakarak, hafiften titrek sesinle okumaya başladın bu yazıyı. Unutmuş olamazsın. Unutamazsın zaten...
Tıpkı o günkü gibi gözlerim doldu, çaresizlik kol gezdi kalbimin etrafında. Düşünceler sardı vücudumu, evet anlıyorum biz ayrı dünyaların insanlarıydık.
Kitabı elime tutuşturup ben gitmeden tez vakitte oku dedin. Akşamın sırtından okuyup bitirdim. Ama ben de kitapla beraber bittim, sanki bizim için yazılmıştı.
Okuduktan sonra kimsenin eline vermedim kitabı, senin gözlerimin içine bakarak okuduğun o sayfada parmaklarının izi var. Sayfaların arasına kokun sinmiş, sanki yanımdasın...
Dert sarınca çürümeye yüz tutmuş bedenimi bir kadeh şarap yerine senin kokunu içime çekiyorum...
Güzel anlarımız geliyor gözümün önüne. Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Dilimin ucunda kelime düğümleniyor. Kitaba her dokunduğumda gülümseyen yüzün film şeridi gibi geçiyor gözümün önünden.
Yatağımdan fırladım dermansız adımlarımla çalışma masanına yöneldim. Zifiri karanlığı aydınlatmak için lavanta kokulu mavi mumu nefes nefese kalmış olmama rağmen yaktım. Titreyen elime sanki uçuk mavi tonlarınndaki kalemi zorla tutuşturdular. Kara ciltli defterimi kitaplığımdan aldım, sen gittikten bu yana elimi sürememiştim. Tozlu sayfalarına ilk defa dokundum. Gidişin gibi acı bir toz yüzümü sıvazladı. Gittiğin günün tarihini atmışım yazmaya başladığım sayfanın sol üst köşesine... Rüyamı kısaca yazdım ama en çok seni anlattım. Ümidim bitmemiş, hayalini kurduğumuz masmavi bir deniz ve yeşil gökyüzümüz vardı. Sen söylerdin bana gökyüzünün yeşil olduğunu…
Şimdi Izmir'i kuşbakışı izliyorsun seyir tepesinden. Gecenin bir yarısında bana şehrin ışıklarının birbiri ile yarışırken ki ihtişamını anlatırdın. Şimdi de oradasın o yüzden nerede ne yapmaktasın şu an sahiden merak etmiyorum...
Sensizliğe alışmak zor olsa da, aylar sonra farkına vardım ki sen olmadan da rüzgâr esiyor, yağmur yağıyor. Her şey aynı şekilde işte... Öyle bir çıkmaza sürüklendim ki bu gece beni sıcak ile soğuk, aşk ve nefret, özlem ile vurdumduymazlık aynı kefede...
Sen yanımda yokken de seni çok sevdim hakkını helal et. Özlemin belli belirsiz değil hep hatrımdasın.  Sen gelene kadar Leylan'nın Kays'i yaktığı gibi yanmaya devam edeceğim.
Ama sen de yanacaksın, benim nefesimi, sessiz kalışlarımı, ürkek kalbimin atışını, fedakârlığımı, kulağına mırıldandığım Arguvan Türküsünü özleyeceksin.
Hasretle Kal...

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Gıdalar ve Hastalıklar İlaçların Etkisini Değiştirebilir

Gıdalar ve Hastalıklar İlaçların Etkisini Değiştirebilir


Sevil ADIGÜZELMAN

İnönü Üniversitesi Eczacılık Meslek Bilimleri Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Göknur Aktay, “Bazı ilaçlar, bazı gıdalarla birlikte kesinlikle alınmamalıdır ve bazı hastalıklarda da bazı ilaçların alınması uygun değildir” dedi.
Aktay, yaptığı açıklamada, günümüze kadar ilaçların aldığımız gıdalar ve mevcut hastalıklarımızla bir etkileşim içine girdiklerinin pek tartışılmadığını belirterek, ilaç kullanırken tüketilen gıdaların içeriğindeki mineraller, vitaminler, protein ve karbonhidratların ilaçların etkisinin artmasına, azalmasına ya da etkisiz olmalarına neden olabileceğini söyledi.
Astım, yüksek tansiyon, diyabet, karaciğer ya da böbrek yetmezliği gibi bir kronik hastalıkların, yeterince çalışamayan organ ve dokuların ilaçların vücuttaki etkilerini göstermelerine engel olabileceğini veya etkinin artmasına yol açabileceğini ifade eden Aktay, “Dolayısıyla doktorunuza ya da eczacınıza kullandığınız ilaçların yanı sıra mevcut bir hastalığınız varsa o konuda bilgilendirmek ve ilaçlarınızın hangi gıdalarla birlikte alınmaması gerektiğini öğrenmek çok önemlidir. Bazı ilaçlar, bazı gıdalarla birlikte kesinlikle alınmamalıdır ve bazı hastalıklarda da bazı ilaçların alınması uygun değildir” diye konuştu.
Aktay, ilaç etkileşimi olan gruplara değinerek, “Özellikle çocuklar, yaşlılar, karaciğer ve böbrek yetmezliği olanlar, kadınlar, gebe ve emziren anneler, kronik hastalığı olanlar, ilaç ve gıda alerjisi olanlar ilaç kullanımı sırasında her türlü etkileşime açık riskli gruplardır. İlaç etkileşimleri açısından bu grupların daha dikkatli ve uyanık olmaları gerekir” ifadelerini kullandı.
Hastalara ilaç kullanımı hakkında bilgiler vererek çeşitli önerilerde bulunan Aktay, şöyle konuştu:
“Yüksek tansiyon ilaçları kullanan hastaların tuz, tuzlu gıdalar, et ve tavuk suyu tabletleri, paketli market ürünleri, salam-sosis-sucuk, meyan şerbeti ve kolalı içeceklerle birlikte tüketilmemeli. Tuz açısından zengin gıdalar tedaviyi başarısız kılar. Antikoagülan (kan sulandırıcı) ilaçlar; Varfarin antikoagülan etkisini K vitamini sentzini bozduğu için, K vitamini açısından zengin koyu yeşil yapraklı sebze (ıspanak, brokoli, lahana, pazı, roka, tere, maydanoz, Brüksel lahanası, kuşkonmaz, yeşil mercimek) ile yeşil çay ve şalgam ile birlikte alındığında etkisi azalır. E ve A vitamini açısından zengin gıdalar ise varfarinin etkisini artırarak kanama riski oluştururlar. Tiroit ilaçları; soya fasulyesi, lahana, turp, brokoli, Brüksel lahanası ve şalgam ile etkileşime girerek ilacın etkisini azaltır. Antibiyotikler; tetrasiklin grubu antibiyotiklerin süt ve süt ürünleri ile kalsiyum, çinko, bakır, magnezyum, demir gibi metalleri içeren gıda ve ilaçlarla birlikte alınması ilacın etkisini azaltır. Penisilin grubu ilaçlar ise kahve, narenciye, domates, asitli içecekler gibi mide bağırsak ortamının asitliğini artıran gıdalarla birlikte alınması penisilinin parçalanarak etkisiz hale gelmesine neden olur. Kolesterol düşürücü ilaçlar; yağ, salam-sosis-sucuk, krema, kaymak, kırmızı et, yumurta gibi gıdaların tüketimini kısıtlamak gerekir. Kolesterolce zengin bu gıdaların tüketiminin fazla olması kolesterol düşürücü ilaçların etkisini azaltır. Alkol, antidepresan ilaçlarla aynı anda alkol ve alkollü içecek tüketilmemeli. Alkol, antidepresanların etkisini ve yan etkilerini güçlendirir, solunum zorluğu ve uyuşukluğa yol açabilir. Astım ilaçları, kahve, çay, yeşil çay gibi kafeinli gıda ve içecekler astım ilaçlarının etkisini azaltabileceği gibi astımı tetikleyici etkileri de olabilir. Laksatifler (bağırsak yumuşatıcı, kabızlığa karşı kullanılan ilaçlar); Süt ve lahana gibi gaz yapıcı gıdalarla birlikte tüketilmemeli. Şiddetli karın ağrılarına neden olabilir. Antihistaminikler (Alleji karşıtı ilaç); alkolle ve alkollü içeceklerle birlikte alındığında sersemlik ve uyuşukluğa neden olur. Antiasitler (asitlik giderici ilaç); Mide asitliğini artıran asitli içecekler, domates, zencefil, süt ve süt ürünleri gibi gıdalar antiasitlerin etkisini azaltır. Yeşil çay; birçok diyet listesinde metabolizmayı artırıcı bir içecek olarak yeşil çay yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, kalsiyum metabolizmasını bozması ve idrarla kalsiyum atılımını artırması nedeniyle gelişme dönemindeki çocuklar, gençler, menopoz dönemindeki kadınlar, gebe ve emziren anneler kesinlikle günlük tüketilen yeşil çay miktarını kısıtlamalıdır. Kepekli gıdalar; kalp-damar hastalıklarında kullanılan ilaçlar gibi hayatı öneme sahip ilaçları kullananların pırasa, portakal, kepekli ekmek gibi yüksek lifli gıdaları fazlaca tüketmeleri önerilmez. Kepekli ürünler ilaçların mide ve bağırsaklardan yeterince emilmeden atılmalarına ve tedavinin başarısız kalmasına neden olur. Greyfurt veya greyfurt suyu, Nar veya nar suyu; İlaçlarla birlikte su dışında herhangi bir içecek alınmamalı. Özellikle greyfurt ya da nar suyu tüketilmesi ilacın istenmeyen zararlı etkilerine neden olabilir.”