Tek
Cevabım 'Türkülerimiz' idi…
Arguvan'a…
Herkes
methiye yazıyor, ben ise seni anlatacağım
Ne
gibi özelliklerin var?
Yeraltı
zenginliklerine mi sahipsin?
Hayır…
Endüstri
kuruluşların mı var?
Hayır…
Denizin,
denize kıyın mı var?
Hayır…
Ormanların
mı var?
Hayır…
Tarihsel
yapılara, eski yapıtlara mı sahipsin?
Hayır…
Ülkenin
toplumsal yaşamına yön veren siyasetçilerin mi var?
Hayır…
Ve
daha birçok soruma “hayır” diyeceğiz…
Ancak
söylenecek bir şey var;
Türkülerin
var!
Arguvan
türküleri!
Türküler,
türküler bizi söyler.
Türkülerde
biz varız, bizde türküler…
(3 Ekim 2008, Aksaray)
Süleyman Özerol
hocamın kaleminden dökülen bu kelimeler sanki Arguvan'a biçilmiş bir kılıftı.
Şimdi size bir
anımı anlatayım…
Ben Malatya’nın en
küçük ilçesi olan Türkü Diyarı Arguvanlıyım. Şu an İnönü Üniversitesinde lisans
eğitimime devam ediyorum.
Üniversiteye
başladığım ilk gün ailem ve akrabalarım “Kızım nerelisin derlerse sakın ha, 'Arguvanlıyım' demeyesin” diye tembih etmişlerdi. Çok şaşırmıştım...
Bizim
Türkülerimizden başka dayanağımız yoktu ki nedendi bu telâşe?
Hangi kötü olaya
karışmış olabiliriz ki diye düşünmüştüm.
Ben bu gerçeği
inkâr edemezdim ki? Zaten saklamayı da beceremedim. Hatta tanışma
toplantılarında “nerelisiniz” dediklerinde “Malatyalıyım” demez, “Arguvanlıyım”
derdim. Herkes yüzüme bakıp “Bağımsızlık mı ilan ettiniz?” dediklerinde
çekinmeden evet diye cevap verirdim. Ortamda birkaç dakika sessizlik olurdu.
Geçen süreçte
aslında korkulacak bir durumun olmadığını kendi gözlerimle görüp bu telâşın boş
olduğunu anlamış oldum.
Günler geçti, artık
sosyal medyadan Arguvan’la ilgili her haberleri, her yazıyı paylaşır oldum.
Arguvan neredir, nesi meşhurdur, neler üretilir, belediye başkanı ne gibi
yatırımlar yapar; hepsini güncel olarak paylaştım. Artık arkadaşlarım da
memleketimi tanımış oldular.
Günler geçti artık
arkadaşlar ,“Arguvanlı” diye seslenir oldular. “Arguvan'ı niye bu kadar
seviyorsun? Nesi meşhur ki?” dediklerinde bir an kalakalıyordum. Tek cevabım "türkülerimiz" idi...
Arguvan’a gidince
her şey sıkıcı gelirdi. Köyden kalkıp merkeze gitmek istemezdim. Küçücük bir
ilçe işte... Nüfusu 7.500 civarında, merkezde 10 civarı bakkal, 5 civarı
kahvehane, bir de meşhur Nazım Hikmet Meydanı var. Elbette ki resmi daireler
de…
Gençler, maddi
durumu ve çalışacak iş yeri olmadığından dolayı hep gurbet yoluna düşmüşler.
Böylece nüfusu da gitgide azalmış. Nüfus yoğunluğunu yaşlılar oluşmakta.
Köylerde o tertemiz havayı soluyan insanlarımız halen fazla. İnsanları mı onlar
baş tacı…
Caddede yürüyünce
gördüğüm yüzler hep aynıdır. Tanımadığım yüzleri çok nadir görürüm. Herkes
birbirini çok iyi tanır. Bazen ismini unuttuğum kişilerle karşılaşınca sımsıkı
sarılır hal hatır ederiz.
Yazın her çeşme
başında iki üç kişi ile karşılaşmak olasıdır. Yanlarına varmazsanız bile, saz
çalıp türkü söylediklerini duyarsınız. Rüzgârın etkisiyle sesleri uzaktan daha
güzel gelir. Doyamazsınız o sese, yüreğe dokunur nameler. Her Arguvanlı gibi
onlar da “Benim sesim kötü” der. “Buna sakin inanmayın” derim. Arguvan’ın
suyunu içip o memleket havasını soluyan birinin sesi kötü olur mu hiç?
Kendimi bildim
bileli bu küçük ilçe, yıllar içerisinde
zorluklarla baş etmeye çalıştı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder