Korkuyordum Aşkımla Sınanmaktan
Affedersiniz
efendim, bir dakikanızı bahşeder misiniz bana? Normalde bu tür şeyleri konuşmam
ama diyeceklerim çok önemli... Açıkça konuşacağım, beni hoşgörün... Uygunsa
yanınıza oturmak istiyorum. Müsaade var mı?
“Elbette ki”
dediğini duyar gibi oldum. Sesi kısıktı ama gözleri her şeyi anlatıyordu...
Bilmiyordu ki şimdi
ne kadar çok istiyorum başımı omzuna yaslanmayı. Bak işte, dayanamayıp başımı
omzuna yaklaştırdım. O da biliyordu kendisine karşı olan hislerimi. Kulağına
eğilip kısık bir sesle şöyle demek geçti içimden.
Yok, yok söyleyemem,
yapamam bunu...
“Söz veriyorum, tek
ses bile çıkarmayacağım, sadece nefesinizi hissetmek istiyorum” demek geçiyordu
içimden, söyleyemedim. Bunu söylersem mutsuz mu olacaktım? Elbette ki hayır…
Peki, gerekçem ne idi?
Dayanamadım ve
söyledim içimden geçenleri. İçimde ona karşı beslediğim aşkı, sevgiyi
saklayamadım. Gözlerine bakarak, “Bu hayatı seninle yaşamak istiyorum” dedim,
gülümsedi.
“Gülmeyin lütfen, bu
isteğimi dile getirmek aylar aldı” dedim. Dünyayla alay edercesine bir kahkaha
attı. Bu gülüşü ömre bedeldi. Kolay değildir onu mutlu etmek. Sahiden şu an ne
hissediyor dersiniz?
Ve ellerimi ellerine
kavuşturdu. Sıcacık elleri vardı, benim ise buz gibi. Benim ellerimin soğuk olmasının
nedenini Aralık ayında doğmuş olmama bağlardı hep…
Korkuyordum aşkımla
sınanmaktan...
“Parfümünüz sizinle
bütünleşmiş sanki” dedi.
Biraz tanımayı
denese, her şey farklı olacaktı.
“Elbette ki olur,
tanımak isterim” dedi. Benimle mutluydu demek ki…
Velhasıl zaman su
misali geçti. Haftalar, ayları kovalamaya devam etti.
Şimdilerde hem
sohbet etmeyi hem de kahvemizi yudumlamadığımız günleri düşünüyorum. Onun
yanında dudaklarım yine kahve sıcağı misali...
Ellerim üşüyor ama o
varken hissetmiyorum bile. Bu ayazlı gecelerde kalbine kaçasım var. Müsaade
eder mi acaba? Eskisi gibi mesken kurayım kalbinin sol yanına. Lanet olası
ellerim yüreğini yokluyor yine...
Neler yapıyorum ben
Allah’ım! Ben bu kadar rahat hareket edemezdim. Varlığından çekiniyorum, yokluğunu
ise düşünmek bile istemiyorum. Yaşayacağım en büyük acı onu kaybetmek. Onsuz
eksik kalıyorum. Ürkek bir ceylan misali yaşarım şu garip hayatı... Onu
düşünürken bile utanırım. Çok fazla konuşmamamızın nedeni işte bu… Gözlerine
bakarak hayaller kurmak istiyorum. Başımı omzuna yaslayıp mutluluğu tatmak
istiyorum.
Onu tanımadan önce
koca bir yıkıntıdan çıktım. Bir türkü duysam gözümden süzülen yaşlara çare
aramadım. Kimseyi yanımda istemedim. Bencil falan olduğumdan, tek neden
derdimle dertlenmesinler...
Geceyi bölen sesi
uzaklardan gelir ansızın. Yüreğimin en ücra köşesine mıhlanır. Görmemiştim
yüzünü, gözlerinin rengini. Bir ses, bir yazı uzağındayım sadece. Hasreti
bitmesin, hep sürsün diye aramıyorum onu. Ama şu belli ki sesini duyunca ruhum
dinleniyor.
Üşüyorum bu kışta
kıyamette. Sevdalanmış, ruhum uçsuz bucaksız maviliklere süzülüyor. Ona gitmek
istiyorum. Bileklerime kelepçe vurulmuş tutsağıyım sanki. Dışarıda dans
edercesine yağan karın altında yürümek istiyorum. Islak saçlarının kokusunu merak
ediyorum. Kokunu içime her çektiğimde çaresiz kalmak istiyorum. Adını
sayıkladığım her geceye dem vurmak geliyor içimden. Kimsem yok ki boynum büküp
yanına yanında oturayım, derdimi paylaşayım. Yalnız sen mi mutsuzsun, ben
senden de derbederim. Gönlüm sensiz ne dertli ne de bahtiyar.
