30 Aralık 2019 Pazartesi

“Anadolu Gençlerini Eğitmeye Gidiyorum”

“Anadolu Gençlerini Eğitmeye Gidiyorum”

Fotoğraf, Muzikotek sitesinden...
İnönü Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Server Acim, 23 Kasım 2019’da geçirdiği bir rahatsızlık sonucu vefat etti.
25 Mayıs 2019 tarihinde   görüştüğüm ve güzel bir röportaj gerçekleştirdiğim değerli hocam Prof. Dr. Server Acim’in ailesine, sevenleri ve İnönü Üniversitesi camiasına başsağlığı diliyorum.

Server Acim kimdir?
Ben Server Acim İstanbul’da doğdum. Harbiye İlkokul ve Şişli ortaokulunda okudum. Farklı bir çocukluğum oldu. Babam TRT’de müzisyen olduğu için evimizde elektronik cihazlardan mikrofon, makara kayıtları ve birçok müzik aleti vardı. O dönemde dijital aletler olmadığı için, sekiz yaşımda analog cihazları kullanmaya başlamıştım. Mikrofonlar her zaman benim oyuncağım oldu.  İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarında eğitimime devam ettim. Sonra Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarını kazanıp orada sanat, bestecilik, yüksek lisans ve sanatta yeterlilik eğitimimi tamamladım. Dokuz sene kadar araştırma görevlisi olarak çalıştım. Yıldız Teknik Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştım. Sanatta Yeterliliği bitirdikten sonra yardımcı doçent oldum. Yıldız ve Teknik Üniversitesinin Sanat ve Tasarım Fakültesinin kurucu üyelerden birisiyim. 2002 yılında Malatya İnönü Üniversitesine geldim. Müzik öğretmenliği programında başladım. Sonra 2004 yılında Güzel Sanatlar Fakültesi kuruldu. Önce dekan yardımcısı sonra müzik bölümü başkanı oldum. Şu an adı Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi olan fakültede görev aldım. 2006 yılında itibaren konservatuvarın müdürlüğünü yürütmekteyim.

Server Acim’in eğitim süresince en büyük destekçisi kim oldu?
En büyük destekçim sosyal sermayem olan arkadaşlarım oldu. Ben kendi ayaklarım üzerinde durmayı rahmetli annemde öğrendim, bu süreçte onunda desteğini unutmamak gerekir.

Bestecilik yönünüz ön planda. Bestecilik alanındaki çalışmalarınız nelerdi?
Ben hep istediğim işleri yaptım. İstediğim okulda okudum. Ben 11-12 yaşlarında iken besteci olma kararımı vermiştim. Bestecilik için gerekli olan alt yapı eğitimini araştırdım. Buna yönelik eğitim aldım. Konservatuvara başladım. Konservatuvara gittiğimde benim müzik bilgim vardı. Sonrasında besteci oldum. Ben bu sıfata ulaşmayı hak ettim.

1988 yılında ‘3 Baba Hasan’ oyununun müziği bestelemişsiniz. Bu oyun hakkında neler söylemek istersiniz?
3 Baba Hasan Oyununu Levent Kırca ile İzmir’den İstanbul’a dönüş yolunda kurguladığımız bir oyundu. Yolculuk sırasında oyunu kafamızda çoktan tasarlamıştık. Levent Kırca araba kullanırken oyunu anlattı, ben de not almaya başladım. Hasanların her biri farklı karakterdeydi. Oyunda verilen mesajları çok sevmiştim. Levent Kırca’nın eğitiminden geçtiğim için güzel işlere imza atacaktım. Bu süreçte öykü neyi gerektiriyorsa onu yapıyordum. Birinci Hasan’ın hikâyesi köylük yerde geçmektedir. Konu çok seslilik tınısını veren bir yapıya sahipti. Bestemde kendine öz senfonik tınılar elde ettiğim elektronik çalgıları kullandım. İkici Hasan şehirli insanı anlatıyor. Ve daha alaturka bir insandı. O yüzden onda Türk Sanat Müziği estetiğini kullandım. Üçüncü Hasan da İstanbul’da köyden kente göç eden Hasanın öyküsüydü. Onda da göçün müziksel sonucu olan arabesk tarzını kullandım. Öyküde amaçlanan felsefeyi vermiş oldum.

1999’da birçok tiyatroda yer aldınız. Oya Başar ve Levent Kırca yaşadığınız bir sıkıntı var mıydı?
Onlarla hiçbir aşamada zorluk yaşamadım. Sadece son zamanlarda ödemeler konusunda sıkıntılarımız oldu. Bestelenen müzikler açısından ödemesi gereken parayı ödemeyince onlardan karşılık alamadım. Onları kötülemek gibi bir durum hiçbir zaman söz konusu olmadı. Ekonomik problem zaten 2000’li yıllarda yüz gösterdi.

Levent Kırca ile unutamadığınız bir anınız var mı?
Minik çekirdek bir ekiple beraber üç kente “Üç Baba Hasan” oyununu sahnelemek için turne ayarlandı. Levent Kırca oyunların sahnelenmesinde turne boyunca beni ışık odasında ışıklandırmayı kontrol eden kişi olarak belirledi. Levent Kırca beni iyi analiz etmişti, teknik cihazlarla aram iyiydi. Oyunun en başından beri metne hâkim durumdaydım. Oyun başlayacağı zaman zil çalıyordu. Sahne ışığı ne zaman açılacak, ne zaman kısılacak, kapanış ne zaman olacak metindeki kelimelerle çözümlemiştim. Oyunun müziklerini bestelediğim için oyunun ruhunu okuyarak içselleşirmiş oldum. Turne boyunca ışıklardan sorumlu olmak benim için hoş bir anıydı.

Çağdaş Çoksesli Türk Müziği hakkında neler söylemek istersiniz?
Çok sesli Türk müziği; Bir Türk bestecisinin bestelediği müziği, Türk bestelediği için Türk müziğidir. Türkün Müziğidir. Türk halk müziğinden Türk Sanat Müziğini kastetmiyorum. Çok sesli Türk müziği birçok seslilik yapış olarak Türk Müziğinin kendi iç makamsal unsurlarını, tartımsal olarak da olabilir hepsi açısından da olabilir. Bunu besteleyen Türk’tür. Bu müzik Türk müziğidir. Çok sesli yapısı vardır.

Levent Kırca tanıdığımız gibi biri miydi? İş ortamında nasıldı?
Çalışma ortamında işine çok titizlenen, işine önem veren, çalışma arkadaşlarını da değerli kılan biriydi. Gerek televizyon dizisi olsun gerekse tiyatro oyunları için gerekli özeni gösteriyor ve sorumluluklarını yerine getiriyordu. İyi bir çalışma arkadaşıydı.

Oya Başar ve Levent Kırca ile 2001 yılının temmuz ayında yolunuz ayrıldı? Bilgi verebilir misiniz?
Kendileri 2001 yılının Temmuz ayından itibaren benimle çalışmak istemediklerini belirttiler. Başımızdan herhangi bir kötü olay geçmedi. Bu karara saygı duydum.

İnönü Üniversitesi Marşı'nı bestelediniz bu teklifi size kim sundu? Manevi birçok değeri ön planda tutunuz neler söylemek istersiniz?
2002 yılında İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesinden kalkıp İnönü Üniversitesine gelirken oradaki marşın bestesini yeni tamamlamıştım. Gündemde olan bu konu üzerine, dönemin İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’na marş besteleme teklifini ben sunmuştum. "İnönü Üniversitesi’ne marş bestelemek istiyorum" dediğim zaman mutlu olmuştu. Sözlerini yazdım ve müziğini besteledim. Dönemin korusu o yılın akademik açılış töreninde gururla o marşı seslendirdiler.

İnönü Üniversitesi müzik veri tabanı hakkında neler söylemek isterseniz?
İnönü Üniversitesi Kütüphanesinde abone olunan bir veri tabanımız var. Üniversitemizin müzik veri tabanı iyi durumda… Buradaki asıl amacımız müzik bölümü öğrencilerimizin sürekli müzik dinleye bilmeleriydi. Daha önce öğrencilerin CD satın alması gerekiyordu. O da maddi açıdan oldukça külfetliydi. Üniversitenin abone olduğu veri tabanı ile öğrenciler ücretsiz müzik dinleyebilmektedir. İstediğiniz tarz da müzik dinleyebilirsiniz. Listemizde yok yok...

“Özgün Bir Nota Yazma Programı” kitabınız var. Özgünlük hakkında neler söylemek istersiniz?
Özgünlük, çok sesli müzik bestecileri hakkında özgün eserler oluşturabilmektedir. Genç kuşak, orta kuşak ve benimle aynı kuşaktan olan kişilerle beraber oluşturulan müzik dili bireye özgüdür. Her bestecinin kendine özgü bir üslubu ve müzik besteleme şekli vardır. O yüzden her besteci özgündür...

Birçok ödüle layık görüldünüz sizin için en anlamlı ödül hangisidir?
En önemli ödül…
Eczacıbaşı yarışmasının ilk yapıldığı yılda ben senfoni eserimle üçüncülük ödülü aldım. Beni en mutlu eden ödüldür. Kültür Bakanlığının ve oyunlarının müziklerini bestelediğim İnönü Üniversitesi Tiyatro Topluğunun çok değerli ödülleri var.

“Bir Nefeste Arguvan” çalışması tanıtımı yapıldı, bu çalışma yeterli miydi?
Yeterli ve güzel oldu. Arguvanlılar benim gözümde çok değerli insanlardır. Alt yapı düzenlemesi ve kayıtlar sırasında oradaydım. Bu tür çalışmaların artırılarak devam etmesi gerekmektedir. Malatya’nın ilçelerini önce Malatya’ya tanıtmak gerekir. Malatya’nın Arguvan’dan başka ilçelerinin de olduğunu oradaki manevi dokuyu da halka tanıtmakta fayda var. Malatya’ya geleceğim zaman arkadaşlarım sormuştu.
“Neden oraya gidiyorsun?”
“Gençlerini eğitmeye gidiyorum” demiştim. Tanıştığım gençlere bakınca kıymetimi bilen çok fazla gençle tanıştım. Kıymetimi anlamayan da elbette var. Arguvan benim için iyi bir örneklem oldu.

Son olarak; İletişim Fakültesi öğrencilerine sanatla ilgili eğitim verilmeli midir?
İletişim Fakültesi öğrencilerine müzik kültürü konusunda eğitim vermek gerekiyor. İletişim Fakültesindeki Sinema Televizyon Bölümüne öğrenci alınırsa ben orada film müziği derslerine girebilirim. Sinema filmi çekmek isteyen kişiler, yönetmen olmak isteyenler için müzik konusu ileride sorun oluyor. Çünkü çekilen filme müzik besteleyecek kişi terminolojik fakirlik çekiyor. Yönetmen olacak kişi müziksel terminoloji, çok sesli batı müziği alanında çok sesli Türk Müziğini repertuvarında doğru lanse edebilmeli. Kimin yönetmen kimin kameraman kimin kurgucu olacağını bilemeyiz ama öğrencilere mutlaka müzik terminolojisi konusunda ders verilmelidir.

BİR NEFESTE ARGUVAN: https://www.youtube.com/watch?v=QkqfGft4-rU

3 Kasım 2019 Pazar

Seni Sevmek Güzel…

Seni Sevmek Güzel…

Ne kadar methetsem o kadar güzel
Top bürür saçını gözünü süzer
Muskalar yazdıram değmesin nazar
Yayladan gel kömür gözlüm yayladan…

Senin en sevdiğin türkü, “Gelin Oldun Garabel’in Eline”. Hatırlarsın de mi? Sesin ne kadar kötü olsa da her daim mırıldanırdın bu türküyü. Sonunu ise “Yayladan gel çakır gözlüm yayladan” diye değiştirirdin. İşte geceyi bölmeye bir türkü yetti... Saat 01.22, lakin uykusuz gecelere merhaba deme vakti geldi.
Uzunca bir aradan sonra kalem oynatmadığımı fark ettim. Nasıl mı?
Bir hafta kadar oldu, hiç tanımadığım bir hanımefendi belirdi yanımda. Başıyla ‘merhaba’ dedi. Sessizce yanıma oturdu.
“Bir şey sorabilir miyim? Siz Sevil Adıgüzelman değil misiniz?” dedi.
“Evet” dedim ama beni nereden tanıyor k? İlk defa görmüştüm bu hanımefendiyi.
Neyse konu konuyu açtı, neden uzun süredir, yazı yazmadığımı sordu. “Çok mutlu olduğum zamanlarda yazı yazmak istemiyorum” diye cevapladım sorusunu. “O zaman yeni bir yazı yazmanız için daha çok bekler miyiz?” dedi. “Evet” dedim. Hanımefendi, “Tamam, takipte kalacağım” diyerek uzaklaştı yanımdan.
Çok ilginç…
Üç veya dört aydır, insanların isteklerine cevap verecek durumda olmadığımı düşünürdüm. Bazen kalkıp aynadan dakikalarca kendine bakardım. Çünkü uzun zamandır sadece yaşıyorum. Zihnimde hiçbir düşünce yer etmiyor. Yaşadım mı? Yaşamaya mı çalıştım? Anlayamadım! Sayfalarca yazı yazdım, ama hiçbiri seni anlatmaya yetmedi. Aslına bakmak gerekirse ben seni yazmaktan çok, yaşamayı seviyordum.
Uzun lafın kısası, çok değiştiğimin apaçık farkındayım. İlk zamanlar çok acılar çektim yaşananlar karşısında. Şimdi öyle değilim ama. Korkularım azaldıkça yeni hayatıma daha çabuk alıştım. Onurlu, gururlu, sağlam ve cesur bir kadını oynarken birde baktım ki gerçekten öyle olmuşum. Seninle geçen yılara acıyorum.
Neyse, korkacak bir mevzu yok, yaşanması gereken ne varsa yaşandı. Sıra sende…
Senden sadece kaybettiğim huzurumu istemiştim. Huzursuzluk, hayattan kopmuş çaresizlik içerisinde sağa sola savrulan tedirgin edici bir duygudur. Güvensizlik; insanın kendi kaderinin gidişatını beğenmeyip hayatın kaprisli duygusu ile yok oluş değil miydi? Ne tesadüf ki huzursuzluğu da güvensizliği de seninle yaşadım. Sende sadece huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık aradım.
Sen, bedenimi hiç ummadığı anda ele geçiren zehirli bir sarmaşık gibiydin. Sen ki çaresi bilinmeyen, bilinse de kullanılmak istenmeyecek bir yokluksun. Sana emanet ettiğim benliğimi yüreğinden çekip alma zamanı geldi. Belki çok zor olacak, ama sen demez miyim hayırlısı be gülüm diye.
Seni sevmek neden bu kadar güzel demiştin ya… Canım olduğunu hissettiğim için, bazen bu duyguların aşk olduğunu varsaydığım için, bazen sen olduğum için her şey güzeldi.
Sevmek mi?
Sen karanlıkları aydınlığa çevirdin, közden bile ateş yaktın, çoğu zaman imkânsızlığı hiçe saydın, benden çok ben oldun, beni en çok sen sevdiğin için güzel seni sevmek… Kimsin? Nerelisin? Neden çıktın karşıma bilinmezlerin içinde var ettim seni. Seni sevdikçe ayazlı gecelerin eşsiz seyrinin güzelliğini hissediyorum yokluğunda.
Seni sevmek güzel… Çünkü seni sevdikçe yeniden öğreniyorum gündüzlerin aydınlık rengini, gecelerin eşsiz seyrinin güzelliğini… Renklerin her biri seni sevdikçe canlı, seni koklayınca güzel baharın kokusu… Küçücük yüreğim, kocaman yüreğinin gölgesinde hiç ürkmeden, vazgeçmeden bir ömrü geçirmek istediğinden öyle emin ki, işte bu yüzden ve her gün yeniden güzel seni sevmek…

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar

Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar










Bugün 1 Haziran 2019… 
İstikamet: İstanbul, saat 20.30…
Vize, final, büt derken dört yıllık eğitim hayatının sonuna geldik.
Esas olan bir şey var ki, ayrılığın yaklaştığını da hissetmeye başlamıştık. Bu hasretin en suskun ve en suçsuz durağı otogarın yolunu tutma vakti de çoktan gelmiş idi.
Hava kararınca, hazırlıklarımızı tamamlayıp, bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun eşliğinde çevredeki insanların şaşkın bakışlarına aldırmadan el ele tutuşup on dakika boyunca koştuk. Nefes nefese kalmıştık, üstümüz başımız sırılsıklam olmuştu. Yorulsak da bir dakika bile ellerimiz ayrılmadı. Şeker pancarı gibi kızarmış yüzüme bakıp gülüverdi. Sanırsam komik görünüyordum. Her daim gülümsediğimiz gibi bugün de yüzümüzden gülümseme eksik olmadı.
Ayrılığın ve kavuşmaların başkentidir otogarlar…
Otogara vardığımızda birbirinden farklı onlarca insan vardı etrafta. Her birinin farklı bir gayesi vardı. Kimi sevdiğini beklediğinden gülümsüyordu, kimi de gözyaşları içinde en değerlisini yolcu ediyordu. Benim de gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüyordu. Ne kadar belli etmemeye çalışsam da beceremedim. Ayrılık zor geldi. Sımsıkı sarıldım, gitmesini hiç istemiyordum. Ağladıkça daha çok ağlıyordum. Ne zormuş sevdiğini yolcu etmek. Herhalde bunu tarif etmeye kelimeler yetmez.
Hareket saati gelip, çattı. Arabaya binip uzaktan gözlerimin içine bakmasına dayanamadım. Gözyaşlarım yine süzülüverdi. Kalbim paramparça oldu. Derin bir uğultu vardı kalbimin etrafında. Ağlamaklı bir kadının yüzündeki tüm çizgileri, gitmenin ya da geride kalacak olmanın hüznünü doyasıya hissettim. Hangisi daha zordur bilinmez ama bir kadının çaresiz kalmasını tarif etmek zor. Kalbimden geçen sözcükleri sıralarken, bitmeyen cümlelerin esiri oluyordum istemsiz…
Gecenin zifiri karanlığında sessizce açtığım pencerenin gıcırtısı eşliğinde bir ayrılık türküsü ilişti kulağıma.
“Hoşça kal…”

12 Şubat 2019 Salı

Arguvan’lı Alevi ve Sünni Gençlerin Günlük Hayattaki İletişim Süreci





Arguvan’lı Alevi ve Sünni Gençlerin Günlük Hayattaki İletişim Süreci

ARAŞTIRMA HAKKINDA GENEL BİLGİLER

  • KONU: Alevi ve Sünni iletişiminde farklılaşma, çatışma ve öteki algısı.
  • AMAÇ: Gençlerin algılama biçimini, algılamayı etkileyen etmenleri saptamak, farklılaşma ve çatışmanın nedenlerini belirlemek sosyal- toplumsal sorunun giderilmesini sağlamak.
  • YÖNTEM: Bilimsel yöntemlere uygun hareket edilerek çalışma teorik ve uygulamalı olarak gerçekleştirilmiştir.
  • Uygulama aşamasında 8 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır.
  • Gençlerin 4’ü Alevi, 4’ü Sünni kökenlidir. İki grupta yer alan gençlerden 2’si kadın 2’si erkektir.
  • Gençlere 8 soru yöneltilmiştir.

KAPSAM: Görüşülen gençler Malatya’nın en küçük ilçesi Arguvan’da yaşayan Alevi ve Sünnilerden seçilmiştir.
* ÇALIŞMA: 29 Ekim- 10 Kasım 2018 tarihleri arasında Malatya’nın Arguvan ilçesinde nitel araştırma yöntemi olan derinlemesine görüşme uygulanmıştır.
*  Dini görüşlerin sosyal hayattaki olgusu anlamlandırılmaya çalışılmıştır. 

ARGUVAN

*  Arguvan’ın nüfus yaklaşık olarak 7.350’dir.
*  Yüzölçümü: 1.037 km2 olup, Malatya'nın en az nüfus yoğunluğu olan ilçesi Arguvan'dır.
*  İlçenin bir belediyesi, 49 mahallesi ve 73 mezrası vardır.
*  İlçede en eski yerleşimin kalkolitik çağda başladığı, eski Tunç, Hitit, Roma ve Bizans devirlerinde devam ettiği yüzey araştırması sonucu anlaşılmıştır.
*  Bu araştırmalar Morhamam, Karahöyük ve İsaköy' de yapılmıştır. Arguvan Osmanlı İmparatorluğu zamanında Diyarbakır’a bağlanmıştır.
*  Cumhuriyetin ilanıyla beraber Malatya’ya bağlanmıştır    (http://www.malatya.gov.tr/arguvan)


ALEVİLİK NEDİR?

Alevilik sözlükte ‘Ali’ye mensup’, ‘Ali’ye ait’ ve ‘Ali soyundan olan’ anlamlarına gelen Alevî kelimesine terim olarak siyasi, itikadi ve tasavvufî açıdan çeşitli anlamlar yüklenmiştir. Bu terim siyasi alanda, Hz. Ali’nin birinci halife olması ve halifeliğin onun soyundan gelenlerce yürütülmesi gerektiği yönündeki kabullere sahip olanlar için kullanılmıştır. (Üçer, 2005: 163-166).

SÜNNİLİK NEDİR?

Kelime anlamı itibariyle ‘gidilen yol’ ve ‘mecra’ anlamları taşır. IV(4) yüzyıldan günümüze kadar, Sünnî Müslüman dünyasının büyük çoğunluğunda ‘dört mezhep’ (mezahib-i erbaa) diye meşhur olan ve sırasıyla; Hanefî, Maliki, Şafii, Hanbelî mezheplerinin hâkim olduğu fetva, kaza ve eğitim müesseselerinin, bu mezheplerin etkisinde olduğu görülmektedir. (Ünverdi, 2011: 3-8).

ALEVİ KÖYLER

*  Alevîler kırsaldaki küçük yerleşim bölgelerinde yaşamaktadır.
*  Genç Alevilerin çoğunluğu ailelerinden kalan evlerde otururlar ve kendi topraklarını eker-biçerler.
*  Alevi mahallelerinde en az 10, en fazla 40 çekirdek aile vardır. 
*   İletişim oldukça gelişmiştir.
*  Arguvan’daki Aleviler mahalle adı verilen, yerleşim birimlerinde yaşamaktadır.
*  Alevî köyünde azınlık durumunda olan Sünni ailelere rastlamak zordur.

SÜNNİ KÖYLER

*  Kırsaldaki toprak köylünün mülkiyetinde.
*  Köyün yakında bulunan otlak ve koruluklar hayvanların besin kaynağıdır.
*  Bölgede küçükbaş hayvancılık yapılır. Sünni gençler yazları yaylalara kışları köylere dönerler.
*  Sünnî köylerde bir cami bulunur ve insanlar genelde aynı soydan gelen kimselerdir.

GENÇ ALEVİ VE SÜNNİ AİLELERDE KADIN VE ERKEK

*  Toplumun kadına bakışı o toplumun medeniliği hakkında bir fikir vermektedir.
*   Dünya’da ve Türkiye’de kadına verilen haklar gelişmişliğin bir ölçütü olarak algılanmaktadır.
*  Alevilere göre insan, Allah’ın en üstün, en mükemmel, en eksiksiz yaratış gücünün bir sembolüdür.
*  Alevi meclisinde “kadın-erkek” kavramı yerine “insan” kavramı vardır.
*  “Can” ifadesi tercih edilir. “Can”, “canlar”, “erenler” ifadesi sadece kadın veya erkek için kullanılmamaktadır.
*  Her iki cins için ortak olarak kullanılan bir deyimdir (Özcan, 2005a).

Alevi misiniz? Sünni misiniz?

*  Soruyu Aleviler çabuk ve öz güvenle, Sünniler baskı altındaymış gibi yanıtladılar.
*  Arguvanlı Sünni gençler katı kurallarla karşılaşmadıkları halde kendilerini bir kalıba yerleştirmişlerdir.
*   Çekincelerin olması yersizdir. Çünkü; Arguvan’da kimler Alevi kimler Sünni net olarak bilinmektedir.
*   Bu yüzden gizlenme söz konusu değildir.
*  Görüşülen Alevi gençler kolay ikna edildi.  Ama Sünni bayanları ikna etmek çok zordu.

Alevilik ve Sünnilik nedir?

*  Dinsel tutum ve ibadet etme biçimleri farklılıkları temelinde tanımlanmıştır.
*  Alevilerin namaz kılmadığı ve oruç tutmadıklarına vurgu yapılmıştır.
*  Alevi ve Sünni gençler benimsedikleri görüşün özelliklerini tam olarak kavrayamamıştır.
*  Aleviler Sünniler ile ilgili fikirlerini beyan etmek istememiştir.
*   Alevilik mezhep mi? Tarikat mı? Bunun cevabı alınamamıştır. 
*  Alevilik bir din değildir. Aleviler korunma içgüdüsüyle kendilerine bir takım inanç sistemleri belirlemişlerdir.

Kendi inanç sisteminiz diğerinden üstün MÜ?

*  Sünni kişiler F. D ve N.E «Sünnilik Alevilikten üstün yanıtı» vermiştir.
*  Sünnilik inancı yansıtıyor da Alevilik yansıtmıyor mu?
*  Diğer altı kişi ise Alevilerin Sünnileri, Sünnilerin de Alevileri tanıma boyutunda bir dışlanma olmadığı ortaya konmuştur.
*  İletişimi güçlü olan gençlerin diğer bireylere ve inançlarına saygı duydukları netleştirilmiştir.
*   İbadet etme aşamasında bir farklılık ön plana çıkmıştır. Kabullenmek gerekir.
*  Her bireyi insan olarak görmek gerekir.
*  Köylerde normal seviyede bir ilişki gözlemlenmiştir.

Günlük hayatta ayrımcılık, mezhep farklılığı nedeniyle dışlanma ile muhatap oldunuz mu?

*  7 kişi herhangi bir ayrımcılık ile karşılaşmamış, S. B isimli genç Alevi olması yüzünden dışlanma ile karşılaşmıştır.
*  Sünnilerin Alevilerle daha iyi anlaştıkları sonucuna varılmıştır. Alevilerinde Sünniler ile güçlü bir ilişkisi vardır.
*  7 kişinin vermiş olduğu cevaplar neticesinde Alevi ve Sünnilerin birbirleri ile iyi anlaştıkları, toplumsal sorun ortaya çıkmadığı belirtilmiştir.
*  Düğün, dernek, cenaze, kutlu doğumlarda, iftarlarda iki tarafında ziyaretlere icabet ettikleri sonucu ortaya çıkmıştır.
*  İlçede ve köyde ayrımcılık nadir olarak görülmüştür.

“Alevlerin cem törenlerine ilişkin söylentileri, Sünnilerin de camilerle ilgili yakıştırmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

*  A.S isimli genç eleştirel tarzda bir yorumlama yapmıştır. İbadethane olarak resmiyet kazanmayan Cem evlerine yönelik hassasiyetlerinin olduğunu sonucu ortaya çıkmıştır.
*  Cem evleri ve camilerin değerlidir.
*  Birbirlerinin ibadet ortamları merak edilmemektedir.
*   İki ortamında ibadet içindir. Yapılış tarzı farklılık göstere de sonuç aynıdır. Birlik, beraberlik ilk koşuldur. Cem evi de cami de insanların bir araya gelip ibadetlerini yaptıkları mekânlardır.
*  Cem evlerinin resmiyet kazanıp, yanlış anlaşılmalar giderilmesi gerekmektedir. Cem evlerinde neler yapılıyor, ibadet etme ve deyişler nasıl uygulanıyor bunların görülüp, derinlemesine incelenmesi gerekmektedir.

Sünnilerin mezhepsel, Alevilerin de son yıllarda artan örgütlenmeleri Günlük  ilişkilerinizi sarstı mı?

*  E. Ç isimli kişi Alevi ve Sünnilerin örgütlenmesini doğru bulmadığını ifade etti. 
*  Toplamdaki ayrışmaları engellemek adına örgütlenmeler bastırılmalı bunu gerçekleştirecek bir manevi olguya sahip değiller. Örgütlenmeler toplumun tamamını ilgilendirecekse normal karşılanabilir ama dini öne sürerek toplumu birbirine düşürmek normal karşılanmaz. 
*  Köydeki ayrışma sıkıntılara neden olabilir, şehirde ne kadar örgütlense de kitlesel durumlar  göze batmaz.
*  7 genç Alevi ve Sünnilerin bu tür örgütlenmelerini doğru bulmaktadır. Alevilerin artık saklanmadan, özgürce yaşamaları gerekir.
*  Gençler, örgütlenecek kadar güçlendiler.
*  Kadın ve erkekler bir araya gelip ahenkli bir bütünlük oluşturmaktadır.

“Alevi ve Sünnilerin hangi ortamda daha çok ilişki içerisinde olduklarını düşünüyorsunuz?

*  En çok ortak sonuca vardığımız soru 7. Soru oldu.
*  Alevi ve Sünnilerin keyfi olarak bir araya geldikleri zamanlar oldukça azdır.
*  Kamusal, eğitim ve devlet kademelerinde zorunlu olarak iletişim kurduklarını ifade edildi.
*  İletişim köylerde süreklidir.
*  Gençlerin çalıştıkları yerlerde Alevi ve Sünni olduklarıyla alakalı bir muhabbetin olmadığı göz çarpmaktadır.
*  İlçede kim Alevi kim Sünni bilinir. Köylerde insanların dini duyguları çok fazla kullanmazlar.

Yol gösterici olmak ve rehberlik yapmak aşamasında gençlere karşı gösterilecek muamele nasıl olmalıdır?

*  Görüşme itibariyle en çok ortak sonuca vardığımız sorulardan birisi.
*  Her genci insan olarak görmemiz gerekmektedir.
*  Arguvan’da Alevi ve Sünni diye ayrımcılığa en az gençler gitmektedir.
*  Sünni ve Alevi inanışları İslam’ı birbirlerinden farklı biçimde algılamaları ve yaşamaları ile anlam bulmaktadır ve kendilerine has duruşları olma iddiaları vardır.

25 Ocak 2019 Cuma

Tek Cevabım Türkülerimiz idi…


Tek Cevabım 'Türkülerimiz' idi…


Arguvan'a

Herkes methiye yazıyor, ben ise seni anlatacağım
Ne gibi özelliklerin var?
Yeraltı zenginliklerine mi sahipsin?
Hayır…
Endüstri kuruluşların mı var?
Hayır…
Denizin, denize kıyın mı var?
Hayır…
Ormanların mı var?
Hayır…
Tarihsel yapılara, eski yapıtlara mı sahipsin?
Hayır…
Ülkenin toplumsal yaşamına yön veren siyasetçilerin mi var?
Hayır…
Ve daha birçok soruma “hayır” diyeceğiz…
Ancak söylenecek bir şey var;
Türkülerin var!
Arguvan türküleri!
Türküler, türküler bizi söyler.
Türkülerde biz varız, bizde türküler…

(3 Ekim 2008, Aksaray) 


Süleyman Özerol hocamın kaleminden dökülen bu kelimeler sanki Arguvan'a biçilmiş bir kılıftı.
Şimdi size bir anımı anlatayım…
Ben Malatya’nın en küçük ilçesi olan Türkü Diyarı Arguvanlıyım. Şu an İnönü Üniversitesinde lisans eğitimime devam ediyorum.
Üniversiteye başladığım ilk gün ailem ve akrabalarım “Kızım nerelisin derlerse sakın ha, 'Arguvanlıyım' demeyesin” diye tembih etmişlerdi. Çok şaşırmıştım...
Bizim Türkülerimizden başka dayanağımız yoktu ki nedendi bu telâşe?
Hangi kötü olaya karışmış olabiliriz ki diye düşünmüştüm.
Ben bu gerçeği inkâr edemezdim ki? Zaten saklamayı da beceremedim. Hatta tanışma toplantılarında “nerelisiniz” dediklerinde “Malatyalıyım” demez, “Arguvanlıyım” derdim. Herkes yüzüme bakıp “Bağımsızlık mı ilan ettiniz?” dediklerinde çekinmeden evet diye cevap verirdim. Ortamda birkaç dakika sessizlik olurdu.
Geçen süreçte aslında korkulacak bir durumun olmadığını kendi gözlerimle görüp bu telâşın boş olduğunu anlamış oldum.
Günler geçti, artık sosyal medyadan Arguvan’la ilgili her haberleri, her yazıyı paylaşır oldum. Arguvan neredir, nesi meşhurdur, neler üretilir, belediye başkanı ne gibi yatırımlar yapar; hepsini güncel olarak paylaştım. Artık arkadaşlarım da memleketimi tanımış oldular.
Günler geçti artık arkadaşlar ,“Arguvanlı” diye seslenir oldular. “Arguvan'ı niye bu kadar seviyorsun? Nesi meşhur ki?” dediklerinde bir an kalakalıyordum. Tek cevabım "türkülerimiz" idi...
Arguvan’a gidince her şey sıkıcı gelirdi. Köyden kalkıp merkeze gitmek istemezdim. Küçücük bir ilçe işte... Nüfusu 7.500 civarında, merkezde 10 civarı bakkal, 5 civarı kahvehane, bir de meşhur Nazım Hikmet Meydanı var. Elbette ki resmi daireler de…
Gençler, maddi durumu ve çalışacak iş yeri olmadığından dolayı hep gurbet yoluna düşmüşler. Böylece nüfusu da gitgide azalmış. Nüfus yoğunluğunu yaşlılar oluşmakta. Köylerde o tertemiz havayı soluyan insanlarımız halen fazla. İnsanları mı onlar baş tacı…
Caddede yürüyünce gördüğüm yüzler hep aynıdır. Tanımadığım yüzleri çok nadir görürüm. Herkes birbirini çok iyi tanır. Bazen ismini unuttuğum kişilerle karşılaşınca sımsıkı sarılır hal hatır ederiz.
Yazın her çeşme başında iki üç kişi ile karşılaşmak olasıdır. Yanlarına varmazsanız bile, saz çalıp türkü söylediklerini duyarsınız. Rüzgârın etkisiyle sesleri uzaktan daha güzel gelir. Doyamazsınız o sese, yüreğe dokunur nameler. Her Arguvanlı gibi onlar da “Benim sesim kötü” der. “Buna sakin inanmayın” derim. Arguvan’ın suyunu içip o memleket havasını soluyan birinin sesi kötü olur mu hiç?
Kendimi bildim bileli bu küçük ilçe, yıllar içerisinde zorluklarla baş etmeye çalıştı.

11 Ocak 2019 Cuma

Çocuklar ve Ailelerinin Umut Kitabı 'Hastanede Şenlik Var' İkinci Baskısını Yaptı

Çocuklar ve Ailelerinin Umut Kitabı 'Hastanede Şenlik Var' İkinci Baskısını Yaptı




Mavisel Yener ile Aytül Akal’ın Onkoloji hastası çocuklar için kaleme aldığı, Türkiye’de bir ilk olan, 'Hastanede Şenlik Var' adlı kitabın ikinci baskısı, genel yayın yönetmenliğini Prof. Dr. Cengiz Yakıncı’nın sürdürdüğü, İnönü Üniversitesi Yayınları tarafından Malatya’da yapıldı.
Aytül Akal ve Mavisel Yener’in gönüllü olarak pek çok çalışma yaptığı biliniyor. “Hastanede Şenlik Var” adlı kitap onlardan biri… İlk baskısı 2014’de Özlem Arman’ın başkanlığındaki 'Mutlu Olalım Projesi' kapsamında yayımlanan kitap, çocukların ve ailelerin yüzlerine bir gülücük kondurmayı, düşlerine biraz renk katmayı, umut taşımayı amaçlıyor. Kitapta, kemoterapi alan bir grup çocuğun çok sevdiği Zeynep Abla karakteri aracılığıyla, ağır tedavi gerektiren hastalıkların aşılmasında özellikle “gönüllü” olanların takınması gereken tavır, çocuklara yaklaşım gibi ince ama çok önemli ipuçları verilmiş. Zeynep Abla, yine neşeyle, yine eli kolu birbirinden renkli paketlerle girer odaya. Bir çocuk dışında, diğerleri heyecanla karşılar onu. O çocuk bir türlü görmek istemez bu renkleri. Ama Zeynep bir şekilde onun da yüzünü güldürmeyi başarır. Nasıl mı? Onu da Zeynep fısıldasın çocukların kulağına. “Çocuklar hasta olmasa” diyoruz fakat dileğimiz ne ki olmuyor işte, içimizden geçirdiğimiz her şey gerçekleşmiyor. Ama onların yüzüne birer gülücük kondurmak mümkün. Aytül Akal ve Mavisel Yener gibi… Birbirinden canlı resimler Saadet Ceylan’ın renklerini taşımış, tasarımını Ayla Çınaroğlu’nun yaptığı kitabın danışmanları da Özlem Arman (mutlu Olalım Proje Başkanı), Dt. Yasemin Avanoğlu, Ayşen Özenç (Pedagog) ve Selina Başaran. Kitap Mutlu Olalım Derneği’nin proje kitabı olduğu için satılmıyor.
Mavisel Yener ‘Hastanede Şenlik Var kitabının, 'Onkoloji kliniğinde yatan çocuklar ve aileleri için hazırlanmış bir umut kitabıdır’ diyerek konuşmasına şöyle devam etti:
“Pek çok sivil toplum kuruluşuna destek vermeyi bir yazarın görevi sayar, elimden geldiğince bunu gerçekleştirmeye çalışırım. Hastanede Şenlik Var, onkoloji kliniğinde yatan çocuklar ve aileleri için hazırlanmış bir umut kitabıdır. Edebiyatçı olarak yapabileceğimiz tek şey, edebiyatın iyileştirici gücünü onlara sunabilmekti. Mutlu Olalım Proje Başkanı Özlem Arman'dan böyle bir teklif gelince kabul ettik ve 2014'de kitabın ilk baskısı yapıldı. Her ne kadar diş hekimi olsam da yine de danışmanlarımıza metnin son halini gösterdik, tıbbi ve pedagojik olarak her şey yerli yerinde olsun istedik. Biz de dahil, ressamından tasarımcısına kadar herkes gönüllü çalıştı. Kitabı yazmak yetmiyor, basılıp dağıtılması aşaması da çok önemli, bu ayakta Özlem Arman sponsor bağlantılarını yaptı; hastanelerdeki dağıtımı organize etti. İkinci baskının Malatya'da İnönü Üniversitesinde yapılacağını öğrenince çok mutlu olduk. Prof. Dr. Sayın Cengiz Yakıncı ve ekibinin duyarlı ve hızlı çalışmasıyla kitap basıldı. Malatya'daki dağıtımı onlar üstlenecek. Baskı ve dağıtım için sponsor kurumlar bulunduğu sürece biz kitabı herhangi bir karşılık beklemeden vermeye hazırız. Yeter ki çocuklara ve ailelere dokunup onları mutlu edebilelim."
Aytül Akal ise; “ Proje bana Mavisel Yener tarafından getirildiğinde, bu çalışmanın büyük bir sorumluluk olduğunun farkındaydım. Sivil toplum kuruluşlarıyla yıllardır çok yakın çalışmalar içinde bulunup katkılar veren Mavisel Yener’in projedeki varlığı bana yol gösterdi. Ben de Hani Her Şey Oyundu, Yol Boyunca Renkler gibi birçok farklı sosyal projeler geliştirip gerçekleştirmiştim ama Mutlu Olalım Projesi hepsinden çok özeldi. Yalnızca çocuklar için olmakla kalmayıp, onkoloji servislerinde hayata tutunmaya çalışan lösemili çocuklara seslenecekti. Büyük özveriyle, çok titiz bir çalışma yaptık. İşinin ehli bir ekip çalışmasıyla, çocuklara bu zor zamanlarında güç vereceğini umduğumuz bir kitap çıktı ortaya. Kitabın ilk baskısı, kızı lösemi tedavisi gören bir hayırsever tarafından yapılmıştı. İkinci baskıyı üstlenen İnönü Üniversitesi Onkoloji Servisi’ne, Sayın Prof. Cengiz Yakıncı ve ekibine teşekkür ederim. Mutlu Olalım, evet ama, ancak ‘Mutlu Edersek’ mutlu olabileceğimizi de bilelim” şeklinde konuştu.

KAYNAK: Sevil Adıgüzelman/Malatyatekhaber.com, 10 Ocak 2019 - Perşembe 21:20