29 Haziran 2018 Cuma

Çocuklarımın Benim Kadar Güçlü Olduğunu Görmeden Ölmek İstemiyorum


“Çocuklarımın Benim Kadar Güçlü Olduğunu Görmeden Ölmek İstemiyorum”

Sevil ADIGÜZELMAN

Şimdiye kadar dinlemediğim bir hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâyenin kahramanı güzel, güçlü ve genç bir anne… İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Teknikerliği bölümü öğrencisiydi bu yıl mezun oldu. 31 yaşında ikiz kız çocuk annesi Gülçin Kosar…

Adım Gülçin Kosar; otuz bir yaşındayım, iki kızım var. İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Teknikerliği Bölümü öğrencisiyim. 2016-2017 eğitim öğretim yılı içerisinde Nevşehir Kapadokya Üniversitesinde laboratuvar eğitime başladım. Vakıf üniversitesindeydim. Orada derece yaptım, vakıftan devlet üniversitesine geçiş zordu ama İnönü Üniversitesine geçişin olabileceğini öğrendim ve başvuru da bulundum. Bölüm birinciliği kontenjanı ve başarı puanımla buraya yerleştim. Birinci senemin ikinci döneminden itibaren Malatya’da yaşamaya başladım. On yaşında olan ikiz kızlarım var, dördüncü sınıfa gidiyorlar.
Ben anne ve babamın kişisel özelliklerini taşımıyorum. Dört kardeşiz. Yapı olarak da kardeşlerime çok benzemiyorum. Onlardan daha hareketli, enerjik ve daha azimliyim. Daha pozitifim kendimi öyle adlandırıyorum. Babam biraz mükemmelci ve otoriter birisi… Annem de kendi halinde asiliği olmayan bir kadın. Ben kendi oluşumda kaynaklı özelliklerin yanı sıra çevresel faktörler ve yaşadıklarımın etkisindeyim. Ben hayata onlardan daha farklı bir pencereden bakıyorum. Bu onların onaylamadığı şeyler değil de, daha çok toplumda bir şeyi yaparsın da sonunda bir övgü alırsın ama yaparken bir sürü itirazla karşılaşırsınız. Ben hep o şekilde büyüdüm. Sonunda alacağımı alıyorum. O süreç içerisinde sabretmek gerekiyor.
Genç yaşta evlilik yaptım. Henüz on dokuz yaşındaydım. İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Resim ve Seramik Bölümünde okuyordum. Birinci sınıfın ikinci döneminde eşim (2012 yılında rahmetli olan) Burhan’la tanıştım. Kısa bir süre sonra evlenmeye karar verdik. O yaşlarda bir evlilik yaptığım için pişman değilim. Tabi ki zamanı yanlıştı. Evlendik ben okulumu dondurmak zorunda kaldım. İlk çocuğuma hamile kaldım. İlk çocuğumu yedi aylık hamileliğimin başlangıcında ani bir doğum gerçekleşti. Doğumdan bir gün sonra oğlum vefat etti. Altı ay sonra ikiz kızlarımın olduğunu öğrendim. 2009 yılında dünya ya geldiler. 8 Ekim oğlumun ölüm yıl dönümüydü. Eşim mezarına gitmek istedi. Yola hep birlikte çıktık ama olumsuz hava şartları nedeniyle biz mezarlığa gidemedik. Eşim bizi anneme bıraktı. Dönüşte bizi almaya gelecekti. Eşimi aradım ama ona ulaşamadım. En son aradığımda on, on beş dakika sonra geleceğini söylemişti. Eşime ulaşamayınca başka yerleri aramak zorunda kaldım. Sonra kaza yaptığını olay yerinde vefat ettiğini öğrendim. Kızlarım daha dört yaşındaydı. Ben yirmi beş yaşındaydım. Birilerinin ölmesi hikâye değil.Asıl hikâye öldükten sonra başlar. Hayat farklı şekilde devam ediyor. Bu aşamada resmen bir U dönüşü yapıyorsunuz. Gittiğiniz yerde ilerlemek ya da dönmek çare olmayınca başka bir yola girmek zorunda kalıyorsunuz. Aslında hikâyem tamamen eşim öldükten sonra başlıyor.
Üzülmeyecek bir durum yaşamadım elbette. Eşimle severek evlenmiştim. Bakmakla hükümlü olduğum iki tane kız çocuğum vardı. Her şeye rağmen ayakta durmam gerekiyordu. İnsanların bana üzülmesini, acımasını kabullenemedim. Ben üzüldüğüm zaman çocuklarımda mutlu olamayacağını düşündüm.  Bir süre eşimin iş yerini devam ettirdim ama orada hiçbir şekilde rahat edemedim. Ben oraya ait bir insan değildim. Konuşulanla yapılan örtüşmeyince insan anlaşılmadığını hissediyor. O hayata ait olamadım. Üç dört yıl kadar eşimin işini devam ettirdim. Çabaladım ama ben hep okumak istiyordum. Yarım bıraktığım bölümü değil, yeniden üniversite sınavına girdim. Kazandım, “olmaz” dediler “Nevşehir’e nasıl gidip geleceksin” dediler. Ailem onayladığı halde olmayacağını söyledi. Ama ben bıkmadım, yılmadım, haftanın dört günü Nevşehir’e gidip üç günü Malatya’da bulundum. İçerisinde bulunduğum durumu kimseye söylemedim. Tek derdim çocuklarımdı. Amacım eğitimimi en iyi şekilde bitirebilmekti. Adımdan önce bir unvanımın olmasını istiyordum. Şu an başardım demiyorum ama başardığım çok şey var ama daha başarmak istediğim hedeflerimde çok fazla. Kızlarımın ve benim eğitimim devam edecek.
Bana en büyük desteği annem ve babam verdi. Babamdan bana son bir kez babalık yapmasını istedim. Okumak zorunda kaldığım zamanda çocuklarıma bakacak birileri gerekiyordu. Maddi ve manevi anlamda… Elbette ki o süreçte sarsılacaktım. Bunun için son bir kez babalık olmaz ama ben babamdan öyle istedim. O da bunu kabul etti. İnandı. Belki de inanıyormuş gibi yaptı. Sonunda somut bir şekilde bir şeyleri başarınca takdir etmek zorunda kaldı. O süreçte insanlar pek yanınızda olmuyor ama sonunda anlıyorsunuz ben bunu başardım ben buyum deneğiniz zaman hak ettiğiniz, istediğiniz cümleleri duyabiliyorsunuz.
Bu süreçte özel sektörde çalıştım. İlk yardım eğitimi aldım. Kızılay’a gittim sertifika aldım. Ambulans şoförlüğü sertifikası aldım. Ondan sonra hastanelerde çalışabileceğim alanlarda çalıştım ve okudum. Ne kadar yetebiliyorsun orasını pek bilemiyorsun. İşe başlayıp kolunu geriye doğru sıvazladığın zaman bazı şeyler kendiliğinden akıyor onu anlatamazsın. Onun hiçbir şekilde tasviri yoktur. Çoğu gün fazlaca bunaldım. Maddi olarak. Her seferinde bir şekilde çalışarak bir şeyler yaptım, çalışmak kitap okumak değildi. Ne iş olsa yaparım dediğiniz noktaya çok geldim. Yeter ki bir şeyler o tren rayından çıkmasın. Ambulans şoförlüğünü çokta resmi olmayan şekilde yaptım. Ama sonunda hem ben hem de insanlar zor durumda kalıyordu. Bunu daha güzel şekilde yapmak istedim. En çok eşimin vefatından sonra ambulansın geç geldiğini öğrendim. Ambulans kırk dakika geç gelmiş. Çok araştırdım.Acaba zamanında gitselerdi yetişselerdi bir şeyler yapılabilir miydi?  Bazen kaderde varmış, eceli yetmiş diyorum bazen de hayır öyle değil diyorum. Şoförlük işinde fazla kalmadım.Her şeyi usulünce, doğru ve bilinçli bir şekilde yapmak istedim. Ambulans sürüyorsam onu hak edebilmek istedim.
Laborantım bir laboratuvar giriyorsam onu hak edebilmek en iyi şekilde yapabilmektir asıl amacım. Daha çok hayalim var. Çocuklarım olmasaydı hayata bu kadar pozitif ve sağlam tutunabilir miydim? Tutunamazdım bu kadar doğru işlerin altına imza atamazdım. Hiç mi hata yapmadım. Yaptım yanlış insanları hayatıma aldım. Çok hatalı davranmışımdır. Ama her zaman günün sonunda vicdan yapan bir insanım. Ben merhametimi ve vicdanımı kaybetmedim. Ama içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji var. Ben her şeyi seviyorum. Doğadaki her şeyi seviyorum kimseye kin tutamıyorum, zarar görmüş dahi olsam zarar veremiyorum. Herkesi sevebiliyorum. Üzüntümü anlatıp kimseyi üzmek dahi istemiyorum. Bu hayat bence yaşanılması en güzel şekilde önümüze sunulmuş bir hediye. Hayatı kaybetmek boşa harcamak istemiyorum bir gün gideceksem arkamdan çok güzel şeylerin konuşulmasını istiyorum. Her şeyden önce iki tane evladımın çok güzel bir şekilde geride kalmasını en az benim kadar güçlü en az benim kadar mutlu ve hayat dolu kalmalarını istiyorum.
Bir insanı değiştirmek bir insanı başka bir insan haline getirmek, ya da kendi doğrunu o insanında kabullenmesini istemek hayatta her zaman senide karşındakini de yıpratır. Hiçbir zamana hiç kimseyi değiştiremiyorsun. Bazı şeyleri ne kadar söylerseniz söyleyin ne kadar çabalarsanız çabalayın insan beyninde bitiremediği sürece hiçbir zaman bir işin başına yapamazsın. Ya da bir olayın kahramanı olamazsın. Kaybolup giden sadece sizin hayatınız değil toprağın altındaki insan için dua etmek gerekir. Onun arkasından hayatı bitirmeyi hiç düşünmedim. Eğer kendinizi bir parça seviyorsanız tutunacak mutlaka bir şeyler vardır. Kaybolan kendi hayatları değil, kaybolan hep çocuklardır.
Eşimin Mezarı, o çok farklı bir duygu. Artık kabullendiğiniz zaman sadece hatıraları hatırlıyorsun. Bazen sanki karşında konuşuyorsun. Bazen öfkeleniyorum. Kızıyorum bazen çok özlüyorum. Mezarına gidince sadece sen olsaydın diyorum. Keşke beni hayattayken o keşfetseydi diyorum. Keşke bazı isteklerime izin verseydi. Keşke kendimi onunla beraberken bu kadar köreltmeseydin diyorum. Bazen çok mutlu oluyorum her şeyden önce orada durması bir mezarının olması çok garip bir şey. Sanki halen bizi sahipleniyor. Onunla gurur duyuyorum.6 yıl önce kaybettim. İyi ki iyi ki diyorum. Öfkelenmem erken gitmesine. İyi ki hayatımdaydı iyi ki iki tane kızım var. İyi ki onu tanımışım… Geçmişimiz… Hatta herkesin bir hikâyesi bir acısı ve hala kanayan bir yarası vardır. Hiç kimse hiçbir şeyin garantisini veremez. Hiçbir zaman o onun başına geldi benim başıma gelmeyecek diye düşünmeyelim. Sadece şunu istiyorum. Bir insan gülüyor diye ona toplum içindeki davranışları toplum dışına çıkmış diye o insanı kötülemeyelim. Bir insan susuyorsa bir insan kararı veya düşüncesi yoksa hiçbir şeye karışmıyorsa o insana da iyi demeyeyim. Bu iki farkı çok iyi ayırt etmek gerekiyor. İyinin kötünün kimin içinde kimin yüreğinde yeşerdiğini hiçbir zaman bilemezsiniz. Biraz insanlara kendini anlatma fırsatı verin. Birazcık karalamaktan yana değilde onların daha çok iyi bir insan olduğunuzdan yana kendinizi onlara inandırın. Hiçbir şey kaybetmezsiniz sadece iyi biri olmadıklarını görürsünüz. Daha iyi olduklarını gördünüz de en azından kendinize kızmazsınız.
Her şeyde bir zorluk var. Kolayı seçmek insanda farkındalık yaratmaz. Bir adım öne çıkmak farkındalık yaratır…

21 Haziran 2018 Perşembe

Her Partiye Koltuk Değneği Olmaktan Kurtulalım

"Her Partiye Koltuk Değneği Olmaktan Kurtulalım"


Sevil ADIGÜZELMAN

Malum seçim ayındayız... 

12 Haziran 2018; Arguvan Belediye Başkanı Mehmet Kızıldaş, Arguvan İlçe Başkanı Ulaş Çopur ve beraberindeki on bir kişi ile beraber Arguvan’ın köylerine gidip köylülerimizi ziyaret ettik. Yakın zamanda gittiğim köylerin çoğuna ben önceden hiç gitmemiştim. Bu gezi benim için çok şey ifade ediyordu elbette. Gezilecek köyler Arguvan’ımıza ait olunca tabi ki iyi insanların bizi karşılayacağından hiç şüphem yoktu. Bu köylerimiz; Çiftlik, Yürektaşı, Asar, Gecekondu, Adatepe, Aşağı Sülmenli, Yukarı Sülmenli ve Tarlacık’tı bu köylerden sadece Tarlacık’ı biliyordum. 
İlk defa gittiğim bu köylerde dikkatimi çekecek çok fazla şey olacağını tahmin edebiliyordum. Yola çıkmadan önce bu köylere ilişkin bir takım tereddütlerim de vardı. Yine de kötü şeyler düşünmedim. Çünkü Arguvan’lılardan kötülük beklenmez. Sahiden de onlar kendi hallerinde insanlardır. Herkes kendi evinde, kendi bağında bahçesinde... Biri birinin hayvanına öte dur demez. Komşu komşunun öteberisine zarar ziyan vermez. Hep birlik ve beraberlik içerisinde yaşarlar. Birinin derdi olduğunda en yakın komşusuna gider. Bazen ödünç bir tas şeker ister bazen tuz, istediği şey az ise ikiye bölünür yine de kimse eli boş çevrilmez. Arguvanlıları anlatmakla tam anlamıyla tanıyamazsınız gelip misafir olmayınca olur mu hiç? Bizim kapımız her zaman herkese açıktır. Arguvan küçük olabilir ama bizlerin gönlü geniş. Bir gün yolunuz düşer de Arguvan’a gelirseniz biliniz ki başımızın üstünde yeriniz var. 
Saat 10.00’da gezimiz başladı, ilk gittiğimiz Ali dayının eviydi. Bizi eve davet etti ama uğrayacak daha çok yerimiz olduğundan dolayı orada çok az kalabildik. Başkanımızdan eve başka bir gün gelmesi için söz almadan bizi yolcu etmedi. Gönül zenginliği denen şey bu muydu acaba? 
Sırada Muhtar Tahsin amcanın evi vardı. Eşi, kendisi ve ablası bizi kapıda karşıladı. Bahçeye geçtik ve dumanı üstünde çay ikramı edildi. O sırada Tahsin amcanın ablası o evde yaşayan torunlarının ve çocuklarının işsiz olduğunu, iki üniversite bitirenin bile köyde yaşadığından bahsetti. Sahiden biz gençlerin kaderi mi köyde yaşamak? Ben de köyde yaşamayı çok seviyorum ama iş aş olmadıktan sonra ne işime yarar ki köyde kalmak. Okumaktan ve iyi birer birey olmaktan başka elden bir şey gelmez. Temiz hava karın doyurmuyor! Bugün seçimle alakalı çok şey konuşuldu ama ben onlardan bahsetmeyeceğim. Herkes her şeyi farkında! Muhtarın evinden ayrılma vakti geldi. Köy yerinde misafirin az oturması daha makul. Ne de olsa yaz günü herkesin işi gücü var. O yüzden biz başka bir köye gitmek için yola koyulduk. 
İkinci köyümüzün muhtarı İsmail Abi o da çok şık bir takım elbiseyle karşıladı bizi. Deyim yerindeyse jilet gibi duruyordu karşımızda. O kadar güler yüzlüydü ki ben ilk defa bu kadar iyi bir muhtarla karşılaştım. Demek ki mesleğini hakkıyla yapmak böyle bir şeydi. Eve davet edildik, ev ahalisi tarafından misafirler baş köşeye buyur edildi. Muhtarımızın annesi kapı ağzına çömeliverdi. Ben de misafir gelince eşikte oturmayı çok severim. Bizim kültürümüzde ev sahibinin her zaman kapı eşiğinde oturması gerektiğini söylerdi anam. Herhalde bu gelenek daha çok seneler devam edecek. Her evde olduğu gibi bu evde de çay, pasta ve poğaçalar ikram edildi. Bizim onlardan bir beklentimiz yoktu bize göstermiş oldukları misafirperverlik ile bizi ailelerinden biriymiş gibi kucaklamalarını, iki çift laf etmek, dertlerini dinlemek istemiştik sadece. 
Evet, köy bazında dertleri vardı ama kendi çarkını zor döndüren Arguvan Belediyesinden gereğinden fazla yardımda isteyemeyeceklerini farkındalardı. Belediyemiz şu durumda onlara yol ne de kanalizasyon yapabilirdi. Muhtarımızın köyü oldukça temiz tutulmuştu şimdiye kadar gezdiğim en temiz köydü. Tertemiz bir havası vardı bu köyün. Artık İsmail muhtarımızın evinden ayrılma vaktiydi. Başka bir köye doğru yine yola koyulduk. Yol kenarında arpaları biçen biçercileri tanımasak da selam verdik. Arpalardan arta kalan saplardan yayılan bir koku hissettim, arabadan inip oradaki sürsülük ağacının gölgesinde oturup o eşsiz koku eşliğinde aklı başında bir bardak demli çayı yudumlamak isterdim. Bu sefer olmadı başka sefere artık. 
Orada bir köy var uzakta denir ya; şimdi merkezden oldukça uzak bir köydeyiz. Yan yana sıralanmış beş ev vardı. Belki bizim göremediğimiz birkaç ev daha olabilir arka tarafta. Başkanımızın gelmesiyle eve geçtik. Muhtarımızın evinin önünde oturunca karşıda esrarengiz bir tepe tüm ihtişamıyla sizi ağırlıyordu. Yamaçlarda meşe ve palamut ağaçları vardı. Bir iki kare fotoğraf çektim. Sanırım bir saat boyunca muhtarla sohbet edildi. Tarım, hayvancılık, eğitim, ekonomi, işsizlik, mazot fiyatları susuz tarımın dezavantajları konuşuldu. 
Adatepe her köyde olduğu gibi burada da gördüğüm her yaşlının eline vardım. Kimi ele varmaya müsaade etmeyip deyim yerindeyse beni kucaklayıp bağrına bastı. Evler gerçekten de bir tepenin yamacında sıralanmıştı. Akşamları oradan esecek rüzgâra hiçbirini değişmezdim. 
Sıradaki köy Tarlacık, buradaki köylülerle su sıkıntısı ve yollar, çoluk çocuğun geleceği konuşuldu. Teyzelerimiz Allah suyun eksikliğini vermesin diye yakınıyorlardı. Başkanımız sohbet devam ederken bir teyze ‘Bizi ziyarete gelmeseniz de bizim oyumuz belli’ diye konuşunca herkesin yüzünde bir gülümseme oluştu. Başkanımız Mehmet Kızıldaş; "Herkes yüzünü Batı’daki medeniyete dönerken biz neden doğuya döndük?" Ben de çelişki yaşadım acaba medeniyet sahiden doğuda mı? Bu konu üzerinde çok fazla konuşuldu. Teyzelerle çok güzel sohbet edildi. Atmalı bir teyzenin esprileriyle gülücükler, kahkahalar havada uçuştu. Teyze; "Bu ülkeye polis de, asker de, mühendis de, kaynakçı da lazım." Başkanımız Mehmet Kızıldaş, "Bizim umudumuz hep var çünkü geldiğimiz noktada okuyan yazan kişilerden edindiğimiz bilgilere göre çoğu şey gün yüzüne çıktı. Yalanlar arttıkça, cevaplarda kördüğüm oluyor. Bu aşamada liderlerin kimyası da bozulmakta." Köylülerin hepsi birlikte ayaklandı ve bizi yolcu ettiler ardımız süre "Allah utandırmasın" dediklerini duydum. 
Sırada Yukarı Sülmenli ve Aşağı Sülmenli var. Buralarda yaşayanlar yıllardır silme aynı partiye oy veriyormuş. O yüzden buna benzer çoğu köylerde hal hatır sorduk. Düşüncesi, dili, dini ne olursa olsun gördüğümüz herkesi ziyaret ettik. Bir takım insanlar üzerinde oluşturulan korku imparatorluğunu Arguvanlılara yansımayacak. Bizler zamanında baraj sıkıntısı çeken birçok partiye koltuk değneği olduk artık yeter. Gezimiz boyunca tüm yaşlılara seçimle ilgili detaylar anlatıldı. Artık partiyi yüceltme zamanı. Dayının biri eğer ki başka bir partiye oy verirsem elim kırılsın dedi. İstikrar denen şey bu herhalde...

5 Haziran 2018 Salı

Bana Nankör Olan Dünya Seninle Bitmeyecek Hesabım Var


Bana Nankör Olan Dünya Seninle Bitmeyecek Hesabım Var
Sevil ADIGÜZELMAN

"Eli cebinde, başında fötr şapkası, her geçene selam veriyor sanki. Başı öne eğik duruyor, bir ayağı da geride. Adımları dermansız gibi... Sanki aşk acıları bellini bükmüş, bitap düşmüş bedeni."

Geçen sene paylaştığım bir fotoğrafa yapılmıştı bu yorum. Bu kişinin ilk önce beni anlattığını düşündüm, ama o Ankara’daki Ayranca Pazarının hemen yanındaki Cemal Süreyya Parkı’ndaki anıttan bahsediyormuş. Bu sohbet üzerine sana bir yazı kaleme alacağım demişti. İnanmamıştım tabi ki... Benimle ilgili bir şey bilmediğini düşünüyordum ama aradan oldukça zaman geçti, yazısını düzenlemiş ve gazeteye basıma göndermişti. Çok güzel bir yazıydı. Ama o yazı beni anlatmamıştı. Toplumun gördüğü benden bahsediyordu. Benim bile anlam veremediğim Sevil idi onun bahsettiği…
Cemal Süreyya’nın duruşunda olduğu gibi elim cebimde Paşaköşkü’ndeki evimden çıkıp cadde boyu bilinçsizce yürüyorum şu yağmurlu günlerde. Tanıdıklarım selam veriyor ama iki çift laf etmeye mecalim yok. Başım öne eğik, ayaklarım beni bir adım ileri götürmüyor sanki. Ama ben Cemal Süreyya gibi aşk acısı çekmiyorum. Yıllar öncesinde tam da bugünlerde kaldı acı. Başka bir neden var bu üzüntünün altında...
İyisiyle, kötüsüyle yaşanılan her şey geçip gitti. Bu süreçte insanlar pek de umurumda olmadı. Çok eski bir olaydan söz etmiyorum, her şey göz açıp kapatınca geçti dün gibi. O zorlu süreçten bugüne kadar kimseyi değiştirmeye çalışmadım. Zaten kimin ne düşündüğünü, ne yaptığını pek de umursayacak halim yoktu.
Yorulunca kendi kabuğuma çekilip, o küçücük dünyamda yalnız yaşamayı, anlık mutluluklar yaşamayıp, derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğim vakit kimseye ihtiyacın kalmadığını anladım. Sen şimdi bu çaresizliğime 'yalnızlık' diyorsun, ben ise ‘huzur’… Ama biliyorum ki kimse kimseye derman olmaz.
İnsan doğası eninde sonunda aşkı, sevgiyi koşullu kılıyor, benim istediğim gibi biri olursan seni sevebilirim gibi yaklaşımlarla pazarlığa gidiliyor. Hani din, dil, ırk, renk, mezhep önemli değildi. Şimdilerde önemsiz gibi görünse de ya ileride…
Neyse mesele bunlar değil… Sen değil miydin 'sevgi, karşındakini nasılsa öyle kabullenmektir' diyen. İnsan kayıtsız şartsız kabullenmeyi ne zaman öğrenecek? Ben ardımda yaralı bir yürek, kederli bir ömür ve masum anılar bırakıp çekip gidiyorum. Yaşanılan anılar, en çok sizi özleyeceğim. Bilirim her şeyin kaldığı yerden devam etmeyeceğini, hep içimde bir eksiklik olacak. Bu yüzden bitti dedik ve sahiden bitti. Bilirim ki yerimi artık başka biri doldurmuştur ve şimdi gerçekten mutlu gidiyorum.  Bu kısıtlı ömürden şunu öğrendim. Sen, sen ol senden gitmek isteyeni sessizce azat eyle. Unutma, senin için başkasından vazgeçen, bir gün mutlaka başkası için senden vazgeçecek. Öyle de oluyor bu döngü bu şekilde yıllarca devam edeceğe benziyor.
Bu zor günlerde her şeyin çoktan bittiğini fark edemedim. Çok sevdiği biri varmış herhalde dediğinizi duyar gibiyim. Ama özlemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok. Artık susmam gerekiyor. Gelecekte çoğunuzu üzebilirim, ama benim adıma korkmayın. Gidenle kimse ölmüyor. Her sabah olduğu gibi bu sabahta çelişkili düşünceler var zihnimi işgal eden. Anladım ki mutluluk bana iyi gelmiyor. Yine boynum bükük duruyor, içimden öyle geldiği için değil dedim ya istemsiz yaşıyorum şu günlerde... Gerçek sevgi sabırdır, her şeye dayanır. Sevgi olunca kolay affederim, çabalarım, gerektiğinde susarım, aşk denen şey asla bitmez...
Şunu da unutma benim kalbim taş değil…