Bana Nankör Olan Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bana Nankör Olan Dünya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2018 Salı

Bana Nankör Olan Dünya Seninle Bitmeyecek Hesabım Var


Bana Nankör Olan Dünya Seninle Bitmeyecek Hesabım Var
Sevil ADIGÜZELMAN

"Eli cebinde, başında fötr şapkası, her geçene selam veriyor sanki. Başı öne eğik duruyor, bir ayağı da geride. Adımları dermansız gibi... Sanki aşk acıları bellini bükmüş, bitap düşmüş bedeni."

Geçen sene paylaştığım bir fotoğrafa yapılmıştı bu yorum. Bu kişinin ilk önce beni anlattığını düşündüm, ama o Ankara’daki Ayranca Pazarının hemen yanındaki Cemal Süreyya Parkı’ndaki anıttan bahsediyormuş. Bu sohbet üzerine sana bir yazı kaleme alacağım demişti. İnanmamıştım tabi ki... Benimle ilgili bir şey bilmediğini düşünüyordum ama aradan oldukça zaman geçti, yazısını düzenlemiş ve gazeteye basıma göndermişti. Çok güzel bir yazıydı. Ama o yazı beni anlatmamıştı. Toplumun gördüğü benden bahsediyordu. Benim bile anlam veremediğim Sevil idi onun bahsettiği…
Cemal Süreyya’nın duruşunda olduğu gibi elim cebimde Paşaköşkü’ndeki evimden çıkıp cadde boyu bilinçsizce yürüyorum şu yağmurlu günlerde. Tanıdıklarım selam veriyor ama iki çift laf etmeye mecalim yok. Başım öne eğik, ayaklarım beni bir adım ileri götürmüyor sanki. Ama ben Cemal Süreyya gibi aşk acısı çekmiyorum. Yıllar öncesinde tam da bugünlerde kaldı acı. Başka bir neden var bu üzüntünün altında...
İyisiyle, kötüsüyle yaşanılan her şey geçip gitti. Bu süreçte insanlar pek de umurumda olmadı. Çok eski bir olaydan söz etmiyorum, her şey göz açıp kapatınca geçti dün gibi. O zorlu süreçten bugüne kadar kimseyi değiştirmeye çalışmadım. Zaten kimin ne düşündüğünü, ne yaptığını pek de umursayacak halim yoktu.
Yorulunca kendi kabuğuma çekilip, o küçücük dünyamda yalnız yaşamayı, anlık mutluluklar yaşamayıp, derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğim vakit kimseye ihtiyacın kalmadığını anladım. Sen şimdi bu çaresizliğime 'yalnızlık' diyorsun, ben ise ‘huzur’… Ama biliyorum ki kimse kimseye derman olmaz.
İnsan doğası eninde sonunda aşkı, sevgiyi koşullu kılıyor, benim istediğim gibi biri olursan seni sevebilirim gibi yaklaşımlarla pazarlığa gidiliyor. Hani din, dil, ırk, renk, mezhep önemli değildi. Şimdilerde önemsiz gibi görünse de ya ileride…
Neyse mesele bunlar değil… Sen değil miydin 'sevgi, karşındakini nasılsa öyle kabullenmektir' diyen. İnsan kayıtsız şartsız kabullenmeyi ne zaman öğrenecek? Ben ardımda yaralı bir yürek, kederli bir ömür ve masum anılar bırakıp çekip gidiyorum. Yaşanılan anılar, en çok sizi özleyeceğim. Bilirim her şeyin kaldığı yerden devam etmeyeceğini, hep içimde bir eksiklik olacak. Bu yüzden bitti dedik ve sahiden bitti. Bilirim ki yerimi artık başka biri doldurmuştur ve şimdi gerçekten mutlu gidiyorum.  Bu kısıtlı ömürden şunu öğrendim. Sen, sen ol senden gitmek isteyeni sessizce azat eyle. Unutma, senin için başkasından vazgeçen, bir gün mutlaka başkası için senden vazgeçecek. Öyle de oluyor bu döngü bu şekilde yıllarca devam edeceğe benziyor.
Bu zor günlerde her şeyin çoktan bittiğini fark edemedim. Çok sevdiği biri varmış herhalde dediğinizi duyar gibiyim. Ama özlemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yok. Artık susmam gerekiyor. Gelecekte çoğunuzu üzebilirim, ama benim adıma korkmayın. Gidenle kimse ölmüyor. Her sabah olduğu gibi bu sabahta çelişkili düşünceler var zihnimi işgal eden. Anladım ki mutluluk bana iyi gelmiyor. Yine boynum bükük duruyor, içimden öyle geldiği için değil dedim ya istemsiz yaşıyorum şu günlerde... Gerçek sevgi sabırdır, her şeye dayanır. Sevgi olunca kolay affederim, çabalarım, gerektiğinde susarım, aşk denen şey asla bitmez...
Şunu da unutma benim kalbim taş değil…