29 Haziran 2018 Cuma

Çocuklarımın Benim Kadar Güçlü Olduğunu Görmeden Ölmek İstemiyorum


“Çocuklarımın Benim Kadar Güçlü Olduğunu Görmeden Ölmek İstemiyorum”

Sevil ADIGÜZELMAN

Şimdiye kadar dinlemediğim bir hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâyenin kahramanı güzel, güçlü ve genç bir anne… İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Teknikerliği bölümü öğrencisiydi bu yıl mezun oldu. 31 yaşında ikiz kız çocuk annesi Gülçin Kosar…

Adım Gülçin Kosar; otuz bir yaşındayım, iki kızım var. İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Teknikerliği Bölümü öğrencisiyim. 2016-2017 eğitim öğretim yılı içerisinde Nevşehir Kapadokya Üniversitesinde laboratuvar eğitime başladım. Vakıf üniversitesindeydim. Orada derece yaptım, vakıftan devlet üniversitesine geçiş zordu ama İnönü Üniversitesine geçişin olabileceğini öğrendim ve başvuru da bulundum. Bölüm birinciliği kontenjanı ve başarı puanımla buraya yerleştim. Birinci senemin ikinci döneminden itibaren Malatya’da yaşamaya başladım. On yaşında olan ikiz kızlarım var, dördüncü sınıfa gidiyorlar.
Ben anne ve babamın kişisel özelliklerini taşımıyorum. Dört kardeşiz. Yapı olarak da kardeşlerime çok benzemiyorum. Onlardan daha hareketli, enerjik ve daha azimliyim. Daha pozitifim kendimi öyle adlandırıyorum. Babam biraz mükemmelci ve otoriter birisi… Annem de kendi halinde asiliği olmayan bir kadın. Ben kendi oluşumda kaynaklı özelliklerin yanı sıra çevresel faktörler ve yaşadıklarımın etkisindeyim. Ben hayata onlardan daha farklı bir pencereden bakıyorum. Bu onların onaylamadığı şeyler değil de, daha çok toplumda bir şeyi yaparsın da sonunda bir övgü alırsın ama yaparken bir sürü itirazla karşılaşırsınız. Ben hep o şekilde büyüdüm. Sonunda alacağımı alıyorum. O süreç içerisinde sabretmek gerekiyor.
Genç yaşta evlilik yaptım. Henüz on dokuz yaşındaydım. İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Resim ve Seramik Bölümünde okuyordum. Birinci sınıfın ikinci döneminde eşim (2012 yılında rahmetli olan) Burhan’la tanıştım. Kısa bir süre sonra evlenmeye karar verdik. O yaşlarda bir evlilik yaptığım için pişman değilim. Tabi ki zamanı yanlıştı. Evlendik ben okulumu dondurmak zorunda kaldım. İlk çocuğuma hamile kaldım. İlk çocuğumu yedi aylık hamileliğimin başlangıcında ani bir doğum gerçekleşti. Doğumdan bir gün sonra oğlum vefat etti. Altı ay sonra ikiz kızlarımın olduğunu öğrendim. 2009 yılında dünya ya geldiler. 8 Ekim oğlumun ölüm yıl dönümüydü. Eşim mezarına gitmek istedi. Yola hep birlikte çıktık ama olumsuz hava şartları nedeniyle biz mezarlığa gidemedik. Eşim bizi anneme bıraktı. Dönüşte bizi almaya gelecekti. Eşimi aradım ama ona ulaşamadım. En son aradığımda on, on beş dakika sonra geleceğini söylemişti. Eşime ulaşamayınca başka yerleri aramak zorunda kaldım. Sonra kaza yaptığını olay yerinde vefat ettiğini öğrendim. Kızlarım daha dört yaşındaydı. Ben yirmi beş yaşındaydım. Birilerinin ölmesi hikâye değil.Asıl hikâye öldükten sonra başlar. Hayat farklı şekilde devam ediyor. Bu aşamada resmen bir U dönüşü yapıyorsunuz. Gittiğiniz yerde ilerlemek ya da dönmek çare olmayınca başka bir yola girmek zorunda kalıyorsunuz. Aslında hikâyem tamamen eşim öldükten sonra başlıyor.
Üzülmeyecek bir durum yaşamadım elbette. Eşimle severek evlenmiştim. Bakmakla hükümlü olduğum iki tane kız çocuğum vardı. Her şeye rağmen ayakta durmam gerekiyordu. İnsanların bana üzülmesini, acımasını kabullenemedim. Ben üzüldüğüm zaman çocuklarımda mutlu olamayacağını düşündüm.  Bir süre eşimin iş yerini devam ettirdim ama orada hiçbir şekilde rahat edemedim. Ben oraya ait bir insan değildim. Konuşulanla yapılan örtüşmeyince insan anlaşılmadığını hissediyor. O hayata ait olamadım. Üç dört yıl kadar eşimin işini devam ettirdim. Çabaladım ama ben hep okumak istiyordum. Yarım bıraktığım bölümü değil, yeniden üniversite sınavına girdim. Kazandım, “olmaz” dediler “Nevşehir’e nasıl gidip geleceksin” dediler. Ailem onayladığı halde olmayacağını söyledi. Ama ben bıkmadım, yılmadım, haftanın dört günü Nevşehir’e gidip üç günü Malatya’da bulundum. İçerisinde bulunduğum durumu kimseye söylemedim. Tek derdim çocuklarımdı. Amacım eğitimimi en iyi şekilde bitirebilmekti. Adımdan önce bir unvanımın olmasını istiyordum. Şu an başardım demiyorum ama başardığım çok şey var ama daha başarmak istediğim hedeflerimde çok fazla. Kızlarımın ve benim eğitimim devam edecek.
Bana en büyük desteği annem ve babam verdi. Babamdan bana son bir kez babalık yapmasını istedim. Okumak zorunda kaldığım zamanda çocuklarıma bakacak birileri gerekiyordu. Maddi ve manevi anlamda… Elbette ki o süreçte sarsılacaktım. Bunun için son bir kez babalık olmaz ama ben babamdan öyle istedim. O da bunu kabul etti. İnandı. Belki de inanıyormuş gibi yaptı. Sonunda somut bir şekilde bir şeyleri başarınca takdir etmek zorunda kaldı. O süreçte insanlar pek yanınızda olmuyor ama sonunda anlıyorsunuz ben bunu başardım ben buyum deneğiniz zaman hak ettiğiniz, istediğiniz cümleleri duyabiliyorsunuz.
Bu süreçte özel sektörde çalıştım. İlk yardım eğitimi aldım. Kızılay’a gittim sertifika aldım. Ambulans şoförlüğü sertifikası aldım. Ondan sonra hastanelerde çalışabileceğim alanlarda çalıştım ve okudum. Ne kadar yetebiliyorsun orasını pek bilemiyorsun. İşe başlayıp kolunu geriye doğru sıvazladığın zaman bazı şeyler kendiliğinden akıyor onu anlatamazsın. Onun hiçbir şekilde tasviri yoktur. Çoğu gün fazlaca bunaldım. Maddi olarak. Her seferinde bir şekilde çalışarak bir şeyler yaptım, çalışmak kitap okumak değildi. Ne iş olsa yaparım dediğiniz noktaya çok geldim. Yeter ki bir şeyler o tren rayından çıkmasın. Ambulans şoförlüğünü çokta resmi olmayan şekilde yaptım. Ama sonunda hem ben hem de insanlar zor durumda kalıyordu. Bunu daha güzel şekilde yapmak istedim. En çok eşimin vefatından sonra ambulansın geç geldiğini öğrendim. Ambulans kırk dakika geç gelmiş. Çok araştırdım.Acaba zamanında gitselerdi yetişselerdi bir şeyler yapılabilir miydi?  Bazen kaderde varmış, eceli yetmiş diyorum bazen de hayır öyle değil diyorum. Şoförlük işinde fazla kalmadım.Her şeyi usulünce, doğru ve bilinçli bir şekilde yapmak istedim. Ambulans sürüyorsam onu hak edebilmek istedim.
Laborantım bir laboratuvar giriyorsam onu hak edebilmek en iyi şekilde yapabilmektir asıl amacım. Daha çok hayalim var. Çocuklarım olmasaydı hayata bu kadar pozitif ve sağlam tutunabilir miydim? Tutunamazdım bu kadar doğru işlerin altına imza atamazdım. Hiç mi hata yapmadım. Yaptım yanlış insanları hayatıma aldım. Çok hatalı davranmışımdır. Ama her zaman günün sonunda vicdan yapan bir insanım. Ben merhametimi ve vicdanımı kaybetmedim. Ama içimde bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji var. Ben her şeyi seviyorum. Doğadaki her şeyi seviyorum kimseye kin tutamıyorum, zarar görmüş dahi olsam zarar veremiyorum. Herkesi sevebiliyorum. Üzüntümü anlatıp kimseyi üzmek dahi istemiyorum. Bu hayat bence yaşanılması en güzel şekilde önümüze sunulmuş bir hediye. Hayatı kaybetmek boşa harcamak istemiyorum bir gün gideceksem arkamdan çok güzel şeylerin konuşulmasını istiyorum. Her şeyden önce iki tane evladımın çok güzel bir şekilde geride kalmasını en az benim kadar güçlü en az benim kadar mutlu ve hayat dolu kalmalarını istiyorum.
Bir insanı değiştirmek bir insanı başka bir insan haline getirmek, ya da kendi doğrunu o insanında kabullenmesini istemek hayatta her zaman senide karşındakini de yıpratır. Hiçbir zamana hiç kimseyi değiştiremiyorsun. Bazı şeyleri ne kadar söylerseniz söyleyin ne kadar çabalarsanız çabalayın insan beyninde bitiremediği sürece hiçbir zaman bir işin başına yapamazsın. Ya da bir olayın kahramanı olamazsın. Kaybolup giden sadece sizin hayatınız değil toprağın altındaki insan için dua etmek gerekir. Onun arkasından hayatı bitirmeyi hiç düşünmedim. Eğer kendinizi bir parça seviyorsanız tutunacak mutlaka bir şeyler vardır. Kaybolan kendi hayatları değil, kaybolan hep çocuklardır.
Eşimin Mezarı, o çok farklı bir duygu. Artık kabullendiğiniz zaman sadece hatıraları hatırlıyorsun. Bazen sanki karşında konuşuyorsun. Bazen öfkeleniyorum. Kızıyorum bazen çok özlüyorum. Mezarına gidince sadece sen olsaydın diyorum. Keşke beni hayattayken o keşfetseydi diyorum. Keşke bazı isteklerime izin verseydi. Keşke kendimi onunla beraberken bu kadar köreltmeseydin diyorum. Bazen çok mutlu oluyorum her şeyden önce orada durması bir mezarının olması çok garip bir şey. Sanki halen bizi sahipleniyor. Onunla gurur duyuyorum.6 yıl önce kaybettim. İyi ki iyi ki diyorum. Öfkelenmem erken gitmesine. İyi ki hayatımdaydı iyi ki iki tane kızım var. İyi ki onu tanımışım… Geçmişimiz… Hatta herkesin bir hikâyesi bir acısı ve hala kanayan bir yarası vardır. Hiç kimse hiçbir şeyin garantisini veremez. Hiçbir zaman o onun başına geldi benim başıma gelmeyecek diye düşünmeyelim. Sadece şunu istiyorum. Bir insan gülüyor diye ona toplum içindeki davranışları toplum dışına çıkmış diye o insanı kötülemeyelim. Bir insan susuyorsa bir insan kararı veya düşüncesi yoksa hiçbir şeye karışmıyorsa o insana da iyi demeyeyim. Bu iki farkı çok iyi ayırt etmek gerekiyor. İyinin kötünün kimin içinde kimin yüreğinde yeşerdiğini hiçbir zaman bilemezsiniz. Biraz insanlara kendini anlatma fırsatı verin. Birazcık karalamaktan yana değilde onların daha çok iyi bir insan olduğunuzdan yana kendinizi onlara inandırın. Hiçbir şey kaybetmezsiniz sadece iyi biri olmadıklarını görürsünüz. Daha iyi olduklarını gördünüz de en azından kendinize kızmazsınız.
Her şeyde bir zorluk var. Kolayı seçmek insanda farkındalık yaratmaz. Bir adım öne çıkmak farkındalık yaratır…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder