“Çocuklarımın
Benim Kadar Güçlü Olduğunu Görmeden Ölmek İstemiyorum”
Sevil ADIGÜZELMAN
Sevil ADIGÜZELMAN
Şimdiye kadar dinlemediğim bir
hayat hikâyesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Hikâyenin kahramanı güzel, güçlü
ve genç bir anne… İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar Teknikerliği bölümü
öğrencisiydi bu yıl mezun oldu. 31 yaşında ikiz kız çocuk annesi Gülçin Kosar…
Adım Gülçin Kosar; otuz
bir yaşındayım, iki kızım var. İnönü Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar
Teknikerliği Bölümü öğrencisiyim. 2016-2017 eğitim öğretim yılı içerisinde
Nevşehir Kapadokya Üniversitesinde laboratuvar eğitime başladım. Vakıf
üniversitesindeydim. Orada derece yaptım, vakıftan devlet üniversitesine geçiş
zordu ama İnönü Üniversitesine geçişin olabileceğini öğrendim ve başvuru da
bulundum. Bölüm birinciliği kontenjanı ve başarı
puanımla buraya yerleştim. Birinci senemin ikinci
döneminden itibaren Malatya’da yaşamaya başladım. On yaşında olan ikiz kızlarım var, dördüncü
sınıfa gidiyorlar.
Ben
anne ve babamın kişisel özelliklerini taşımıyorum. Dört kardeşiz. Yapı olarak
da kardeşlerime çok benzemiyorum. Onlardan daha hareketli, enerjik ve daha
azimliyim. Daha pozitifim kendimi öyle adlandırıyorum. Babam biraz mükemmelci
ve otoriter birisi… Annem de kendi halinde asiliği olmayan bir kadın. Ben
kendi oluşumda kaynaklı özelliklerin yanı sıra çevresel faktörler ve
yaşadıklarımın etkisindeyim. Ben hayata onlardan daha farklı bir pencereden
bakıyorum. Bu onların onaylamadığı şeyler değil de, daha çok toplumda bir şeyi
yaparsın da sonunda bir övgü alırsın ama yaparken bir sürü itirazla
karşılaşırsınız. Ben hep o şekilde büyüdüm. Sonunda alacağımı alıyorum. O süreç
içerisinde sabretmek gerekiyor.
Genç
yaşta evlilik yaptım. Henüz on dokuz yaşındaydım. İnönü Üniversitesi Güzel
Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Resim ve Seramik Bölümünde okuyordum. Birinci sınıfın
ikinci döneminde eşim (2012 yılında rahmetli olan) Burhan’la tanıştım. Kısa bir süre sonra
evlenmeye karar verdik. O yaşlarda bir evlilik yaptığım için pişman değilim.
Tabi ki zamanı yanlıştı. Evlendik ben okulumu dondurmak zorunda kaldım. İlk
çocuğuma hamile kaldım. İlk çocuğumu yedi aylık hamileliğimin başlangıcında ani
bir doğum gerçekleşti. Doğumdan bir gün sonra oğlum vefat etti. Altı ay sonra
ikiz kızlarımın olduğunu öğrendim. 2009 yılında dünya ya geldiler. 8 Ekim oğlumun
ölüm yıl dönümüydü. Eşim mezarına gitmek istedi. Yola hep birlikte çıktık ama olumsuz
hava şartları nedeniyle biz mezarlığa gidemedik. Eşim bizi anneme bıraktı.
Dönüşte bizi almaya gelecekti. Eşimi aradım ama ona ulaşamadım. En son
aradığımda on, on beş dakika sonra geleceğini söylemişti. Eşime ulaşamayınca
başka yerleri aramak zorunda kaldım. Sonra kaza yaptığını olay yerinde vefat
ettiğini öğrendim. Kızlarım daha dört yaşındaydı. Ben yirmi beş yaşındaydım.
Birilerinin ölmesi hikâye değil.Asıl hikâye öldükten sonra başlar. Hayat farklı
şekilde devam ediyor. Bu aşamada resmen bir U dönüşü yapıyorsunuz. Gittiğiniz
yerde ilerlemek ya da dönmek çare olmayınca başka bir yola girmek zorunda
kalıyorsunuz. Aslında hikâyem tamamen eşim öldükten sonra başlıyor.
Üzülmeyecek
bir durum yaşamadım elbette. Eşimle severek evlenmiştim. Bakmakla hükümlü
olduğum iki tane kız çocuğum vardı. Her şeye rağmen ayakta durmam gerekiyordu.
İnsanların bana üzülmesini, acımasını kabullenemedim. Ben üzüldüğüm zaman
çocuklarımda mutlu olamayacağını düşündüm.
Bir süre eşimin iş yerini devam ettirdim ama orada hiçbir şekilde rahat
edemedim. Ben oraya ait bir insan değildim. Konuşulanla yapılan örtüşmeyince
insan anlaşılmadığını hissediyor. O hayata ait olamadım. Üç dört yıl kadar
eşimin işini devam ettirdim. Çabaladım ama ben hep okumak istiyordum. Yarım
bıraktığım bölümü değil, yeniden üniversite sınavına girdim. Kazandım, “olmaz”
dediler “Nevşehir’e nasıl gidip geleceksin” dediler. Ailem onayladığı halde
olmayacağını söyledi. Ama ben bıkmadım, yılmadım, haftanın dört günü Nevşehir’e
gidip üç günü Malatya’da bulundum. İçerisinde bulunduğum durumu kimseye söylemedim.
Tek derdim çocuklarımdı. Amacım eğitimimi en iyi şekilde bitirebilmekti.
Adımdan önce bir unvanımın olmasını istiyordum. Şu an başardım demiyorum ama
başardığım çok şey var ama daha başarmak istediğim hedeflerimde çok fazla.
Kızlarımın ve benim eğitimim devam edecek.
Bana
en büyük desteği annem ve babam verdi. Babamdan bana son bir kez babalık
yapmasını istedim. Okumak zorunda kaldığım zamanda çocuklarıma bakacak birileri
gerekiyordu. Maddi ve manevi anlamda… Elbette ki o süreçte sarsılacaktım. Bunun
için son bir kez babalık olmaz ama ben babamdan öyle istedim. O da bunu kabul
etti. İnandı. Belki de inanıyormuş gibi yaptı. Sonunda somut bir şekilde bir
şeyleri başarınca takdir etmek zorunda kaldı. O süreçte insanlar pek yanınızda
olmuyor ama sonunda anlıyorsunuz ben bunu başardım ben buyum deneğiniz zaman
hak ettiğiniz, istediğiniz cümleleri duyabiliyorsunuz.
Bu
süreçte özel sektörde çalıştım. İlk yardım eğitimi aldım. Kızılay’a gittim
sertifika aldım. Ambulans şoförlüğü sertifikası aldım. Ondan sonra hastanelerde
çalışabileceğim alanlarda çalıştım ve okudum. Ne kadar yetebiliyorsun orasını
pek bilemiyorsun. İşe başlayıp kolunu geriye doğru sıvazladığın zaman bazı
şeyler kendiliğinden akıyor onu anlatamazsın. Onun hiçbir şekilde tasviri
yoktur. Çoğu gün fazlaca bunaldım. Maddi olarak. Her seferinde bir şekilde
çalışarak bir şeyler yaptım, çalışmak kitap okumak değildi. Ne iş olsa yaparım
dediğiniz noktaya çok geldim. Yeter ki bir şeyler o tren rayından çıkmasın.
Ambulans şoförlüğünü çokta resmi olmayan şekilde yaptım. Ama sonunda hem ben
hem de insanlar zor durumda kalıyordu. Bunu daha güzel şekilde yapmak istedim.
En çok eşimin vefatından sonra ambulansın geç geldiğini öğrendim. Ambulans kırk
dakika geç gelmiş. Çok araştırdım.Acaba zamanında gitselerdi yetişselerdi bir
şeyler yapılabilir miydi? Bazen kaderde
varmış, eceli yetmiş diyorum bazen de hayır öyle değil diyorum. Şoförlük işinde
fazla kalmadım.Her şeyi usulünce, doğru ve bilinçli bir şekilde yapmak istedim.
Ambulans sürüyorsam onu hak edebilmek istedim.
Laborantım
bir laboratuvar giriyorsam onu hak edebilmek en iyi şekilde yapabilmektir asıl
amacım. Daha çok hayalim var. Çocuklarım olmasaydı hayata bu kadar pozitif ve
sağlam tutunabilir miydim? Tutunamazdım bu kadar doğru işlerin altına imza
atamazdım. Hiç mi hata yapmadım. Yaptım yanlış insanları hayatıma aldım. Çok
hatalı davranmışımdır. Ama her zaman günün sonunda vicdan yapan bir insanım.
Ben merhametimi ve vicdanımı kaybetmedim. Ama içimde bitmek tükenmek bilmeyen
bir enerji var. Ben her şeyi seviyorum. Doğadaki her şeyi seviyorum kimseye kin
tutamıyorum, zarar görmüş dahi olsam zarar veremiyorum. Herkesi sevebiliyorum.
Üzüntümü anlatıp kimseyi üzmek dahi istemiyorum. Bu hayat bence yaşanılması en
güzel şekilde önümüze sunulmuş bir hediye. Hayatı kaybetmek boşa harcamak
istemiyorum bir gün gideceksem arkamdan çok güzel şeylerin konuşulmasını
istiyorum. Her şeyden önce iki tane evladımın çok güzel bir şekilde geride
kalmasını en az benim kadar güçlü en az benim kadar mutlu ve hayat dolu kalmalarını
istiyorum.
Bir
insanı değiştirmek bir insanı başka bir insan haline getirmek, ya da kendi
doğrunu o insanında kabullenmesini istemek hayatta her zaman senide
karşındakini de yıpratır. Hiçbir zamana hiç kimseyi değiştiremiyorsun. Bazı
şeyleri ne kadar söylerseniz söyleyin ne kadar çabalarsanız çabalayın insan
beyninde bitiremediği sürece hiçbir zaman bir işin başına yapamazsın. Ya da bir
olayın kahramanı olamazsın. Kaybolup giden sadece sizin hayatınız değil toprağın
altındaki insan için dua etmek gerekir. Onun arkasından hayatı bitirmeyi hiç
düşünmedim. Eğer kendinizi bir parça seviyorsanız tutunacak mutlaka bir şeyler
vardır. Kaybolan kendi hayatları değil, kaybolan hep çocuklardır.
Eşimin
Mezarı, o çok farklı bir duygu. Artık kabullendiğiniz zaman sadece hatıraları
hatırlıyorsun. Bazen sanki karşında konuşuyorsun. Bazen öfkeleniyorum. Kızıyorum
bazen çok özlüyorum. Mezarına gidince sadece sen olsaydın diyorum. Keşke beni
hayattayken o keşfetseydi diyorum. Keşke bazı isteklerime izin verseydi. Keşke
kendimi onunla beraberken bu kadar köreltmeseydin diyorum. Bazen çok mutlu
oluyorum her şeyden önce orada durması bir mezarının olması çok garip bir şey.
Sanki halen bizi sahipleniyor. Onunla gurur duyuyorum.6 yıl önce kaybettim. İyi
ki iyi ki diyorum. Öfkelenmem erken gitmesine. İyi ki hayatımdaydı iyi ki iki
tane kızım var. İyi ki onu tanımışım… Geçmişimiz… Hatta herkesin bir hikâyesi
bir acısı ve hala kanayan bir yarası vardır. Hiç kimse hiçbir şeyin garantisini
veremez. Hiçbir zaman o onun başına geldi benim başıma gelmeyecek diye
düşünmeyelim. Sadece şunu istiyorum. Bir insan gülüyor diye ona toplum içindeki
davranışları toplum dışına çıkmış diye o insanı kötülemeyelim. Bir insan
susuyorsa bir insan kararı veya düşüncesi yoksa hiçbir şeye karışmıyorsa o
insana da iyi demeyeyim. Bu iki farkı çok iyi ayırt etmek gerekiyor. İyinin
kötünün kimin içinde kimin yüreğinde yeşerdiğini hiçbir zaman bilemezsiniz.
Biraz insanlara kendini anlatma fırsatı verin. Birazcık karalamaktan yana
değilde onların daha çok iyi bir insan olduğunuzdan yana kendinizi onlara
inandırın. Hiçbir şey kaybetmezsiniz sadece iyi biri olmadıklarını görürsünüz.
Daha iyi olduklarını gördünüz de en azından kendinize kızmazsınız.
Her
şeyde bir zorluk var. Kolayı seçmek insanda farkındalık
yaratmaz. Bir adım öne çıkmak farkındalık yaratır…


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder