“Arguvan'a Sığmıyorsun”
Mahir Yılmaz Adıgüzelman anısına...
2014 yılı, 29
Ekim Çarşamba…
O günü çok iyi anımsıyorum.
Cumhuriyet Bayramını kutlamıştık. Çok mutluydum. Türküler mırıldanarak yemek
yapıyordum. Hava kararmak üzereydi biraz da rüzgâr vardı…
Hayatımda en
çaresiz kaldığım günlerden birini yaşacağımı çok geç anladım, duygularıma,
düşüncelerime kara bir perdenin ineceğini düşünemedim. Ne olmuş ki diyeceksiniz
belki. Yüreğim dayanmaz belki ama kalemimin döndüğü kadar anlatayım.
Amcamın oğlu
Mahir Yılmaz Adıgüzelman hayatını kaybetmişti…
Ne zaman ismini
tam yazsam aklıma ilkokul hocasının yaptığı espri gelir. Deftere isimlerini
yazmalarını isteyen öğretmeni Mahir'in defterine bakınca “Sen Arguvan'a
sığmıyorsun, adın da deftere sığmamış” demişti. Şimdi o kara toprağa nasıl
sığdı dersiniz? Odasının kapısı kilitli... Kim ya da neler ölümüne sebep oldu,
hiçbir şey bilmiyorduk. Sanırsın sır oldu, sanki hiç yaşamamış…
Olay nasıl mı
olmuştu?
Mahir, okuldan
gelir ve nedendir bilinmez, iki kilometre kadar etrafına bile bakmadan Maman
deresinden öte tarafına koşarak gider. Yaklaşık yarım saat sonra tekrar köye
döner. Koşarken gözü kimseyi görmez. Deyim yerindeyse aklını yitirmiş, bir
bilinmeze doğru yola çıkmıştır sanki. Yolda önüne geçip şakalaşmak isteyenleri,
niye koşuyorsun diyenleri hiç duymamış bile. Yanaklarından süzülen gözyaşları
ile evin yolunu tutmuş. Odasına girmiş ve bir daha oradan çıkmamış. O sırada
biz evde akşam yemeği hazırlıyorduk, bir çığlıktır duydum, gerisini hatırlamak
bile istemiyorum.
Kim bile bilirdi
ki birazdan kapınızın önünde matem havası esecek.
Hatırladığım
kadarıyla kime ne oldu? Olay nedir? Bilmeden ayakkabılarımızı bile giyinmeden
koşarak üst kata çıktığımızı anımsayabiliyorum. Kimse dur demeyince seslenir
geldiği amcamların evde Mahir'in odasında buldum kendimi. Keşke görmeseydim.
Bizden sonra gelenlere, “Boş verin, görmeyin eski haliyle hatırlayın”
dediklerini hatırlıyorum. Keşke ben de eski haliyle yâd edebilseydim.
Saat 19.15 gibi
olaya tanık olduk. O saatten sonra ne yemek ne de su…
Olayın üzerinden
geçen yarım saatte yüzlerce insanın etrafımızı sardığını biliyorum. Her sorana
olayı anlattık, kimse Mahir'i kaybetmiş olmamıza inanmıyordu. Daha küçüktü
nasıl olurdu ki böyle bir şey...
Gece çabucak
tükendi. Sabah olmuş binlerce insan köye akın etmişti. Tanıdığımız
tanımadığımız binler vardı. Kimse teselli adına bir tek kelime edemiyordu.
İnsanlar gözlerimizin içine bakıp kendi aralarında konuşuyorlardı. Çaresizlik
bu olsa gerek.
Güneş batmak
üzereydi ki bir ses duydum. Yüzüne baktığım herkesin yanaklarından sayısız
gözyaşı süzülüyordu. Cenaze arabasını görmüşlerdi. Evin önümde kalakaldım.
Cesaret edemedim araca yaklaşmaya, sadece sesiz sakin yürüdüm.
Defin için
gittiğimiz bahçede iğne atsan yere düşmeyecek kadar mahşeri bir kalabalık
vardı. Çıkışta başsağlığı dileyenlerin iki kelimeyi bir araya getiremediklerini
hatırlıyorum. Çoğunluk dayanamayıp çekip gitti ama biz acımızla baş başa
kaldık. Ne kimse yemek yiyordu ne de su içiyorlardı. Evimiz yıkılmış kim yemeği
düşünür ki?
Saat oldukça ilerlemişti.
Eskiden gelen bir gelenek gereği helva yapılacakmış. O gün bu gündür ne zaman
helva görsem gözyaşlarımı tutamam. O akşam zorla yemiştim.
Ve bir
rivayettir o gece eve bir kelebek geldi. Anlattıklarına göre birçok anlamı
varmış. Güzel bir kelebekti, bir hafta boyunca pencerede kaldı. Her geçen gün o
da bizimle beraber tükendi. Belki gözünden bir damla yaş dökülmedi ama bedeni
gözlerimin önünde eridi. Her gün yanına gittim. Dertleştim, sanki beni
anlıyordu. Ağlamaya başlayınca kımıldanıyordu. Herhalde ağlamamak mı istiyordu.
Son günlerinde onu görmek istemediğimden nerede ne yapıyor merak etmiyordum.
Bir acıya daha dayanamazdım. Benim ona olan acım azalmıyor çünkü ben sevgimi
belli edebilen biri değilim. Onca ay kendi kendimi tükettim...
Bir zaman sonra
insanların keyfine düştüğüne görünce her şeyi unutuyorsun. Biri çayımı getir,
biri diğer öğüne ne var derdine düşünce içimdeki acı amanlar ile figana
çıkıyor...
Günler, aylar
birbirini kovaladı ama olayın nedeni çözülmedi. Tek anladığım artık Mahir'in
bizimle beraber olmadığı. İçimde bir yıkıntı olarak kaldı. Mantığımı kullanarak
ne ileri gidebildim ne de geri. Kader işte...
Unuttuk mu?
Hayır...
Unutacak mıyız?
Hayır...

Ah genç ölüm zor ölüm. Işıklarda uyusun 😢 sizlere sabır diliyorum
YanıtlaSilSagolun.insallah
Silne diyeyim ki mekanı cennet olsun
YanıtlaSilSagolun. Insallah
Sil