Sevil ADIGÜZELMAN
"Sonra
çıkıyorsun dışarı, bakıyorsun güneş hala tepede. Bir cigara yakıyorsun ve
yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun. Napalım, kısmet
değilmiş..."
"27 Temmuz 2017"Uzun bir aradan sonra dün gece seni rüyamda gördüm. Ne
güzel bir misafir idin sen haftalarca, aylarca kalsaydın keşke. Karanlığımı aydınlattın
saat 23.58’i gösterdiğinde.
Rüyamda
Sebahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabınından bir bölüm okuyordun.
Akçadağ'da su sesinin hâkim olduğu Sultan Suyu Harasında yine o kitabı eline
almış ve sayfaları karıştırmadan aradığını bu bölümü bulmuştun. Gözlerime bakarak,
hafiften titrek sesinle okumaya başladın bu yazıyı. Unutmuş olamazsın.
Unutamazsın zaten...
Tıpkı
o günkü gibi gözlerim doldu, çaresizlik kol gezdi kalbimin etrafında.
Düşünceler sardı vücudumu, evet anlıyorum biz ayrı dünyaların insanlarıydık.
Kitabı
elime tutuşturup ben gitmeden tez vakitte oku dedin. Akşamın sırtından okuyup bitirdim.
Ama ben de kitapla beraber bittim, sanki bizim için yazılmıştı.
Okuduktan
sonra kimsenin eline vermedim kitabı, senin gözlerimin içine bakarak okuduğun o
sayfada parmaklarının izi var. Sayfaların arasına kokun sinmiş, sanki
yanımdasın...
Dert
sarınca çürümeye yüz tutmuş bedenimi bir kadeh şarap yerine senin kokunu içime
çekiyorum...
Güzel
anlarımız geliyor gözümün önüne. Elim ayağım birbirine dolaşıyor. Dilimin
ucunda kelime düğümleniyor. Kitaba her dokunduğumda gülümseyen yüzün film
şeridi gibi geçiyor gözümün önünden.
Yatağımdan
fırladım dermansız adımlarımla çalışma masanına yöneldim. Zifiri karanlığı
aydınlatmak için lavanta kokulu mavi mumu nefes nefese kalmış olmama rağmen yaktım.
Titreyen elime sanki uçuk mavi tonlarınndaki kalemi zorla tutuşturdular. Kara
ciltli defterimi kitaplığımdan aldım, sen gittikten bu yana elimi sürememiştim.
Tozlu sayfalarına ilk defa dokundum. Gidişin gibi acı bir toz yüzümü sıvazladı.
Gittiğin günün tarihini atmışım yazmaya başladığım sayfanın sol üst köşesine...
Rüyamı kısaca yazdım ama en çok seni anlattım. Ümidim bitmemiş, hayalini
kurduğumuz masmavi bir deniz ve yeşil gökyüzümüz vardı. Sen söylerdin bana
gökyüzünün yeşil olduğunu…
Şimdi
Izmir'i kuşbakışı izliyorsun seyir tepesinden. Gecenin bir yarısında bana
şehrin ışıklarının birbiri ile yarışırken ki ihtişamını anlatırdın. Şimdi de
oradasın o yüzden nerede ne yapmaktasın şu an sahiden merak etmiyorum...
Sensizliğe
alışmak zor olsa da, aylar sonra farkına vardım ki sen olmadan da rüzgâr esiyor,
yağmur yağıyor. Her şey aynı şekilde işte... Öyle bir çıkmaza sürüklendim ki bu
gece beni sıcak ile soğuk, aşk ve nefret, özlem ile vurdumduymazlık aynı
kefede...
Sen
yanımda yokken de seni çok sevdim hakkını helal et. Özlemin belli belirsiz
değil hep hatrımdasın. Sen gelene kadar
Leylan'nın Kays'i yaktığı gibi yanmaya devam edeceğim.
Ama
sen de yanacaksın, benim nefesimi, sessiz kalışlarımı, ürkek kalbimin atışını,
fedakârlığımı, kulağına mırıldandığım Arguvan Türküsünü özleyeceksin.
Hasretle
Kal...
