Top
bürür saçını gözünü süzer
Muskalar
yazdıram değmesin nazar
Yayladan
gel kömür gözlüm yayladan…
Senin en sevdiğin
türkü, “Gelin Oldun Garabel’in Eline”. Hatırlarsın de mi? Sesin ne kadar kötü
olsa da her daim mırıldanırdın bu türküyü. Sonunu ise “Yayladan gel çakır
gözlüm yayladan” diye değiştirirdin. İşte geceyi bölmeye bir türkü yetti...
Saat 01.22, lakin uykusuz gecelere merhaba deme vakti geldi.
Uzunca bir aradan
sonra kalem oynatmadığımı fark ettim. Nasıl mı?
Bir hafta kadar
oldu, hiç tanımadığım bir hanımefendi belirdi yanımda. Başıyla ‘merhaba’ dedi.
Sessizce yanıma oturdu.
“Bir şey sorabilir
miyim? Siz Sevil Adıgüzelman değil misiniz?” dedi.
“Evet” dedim ama
beni nereden tanıyor k? İlk defa görmüştüm bu hanımefendiyi.
Neyse konu konuyu
açtı, neden uzun süredir, yazı yazmadığımı sordu. “Çok mutlu olduğum zamanlarda
yazı yazmak istemiyorum” diye cevapladım sorusunu. “O zaman yeni bir yazı
yazmanız için daha çok bekler miyiz?” dedi. “Evet” dedim. Hanımefendi, “Tamam,
takipte kalacağım” diyerek uzaklaştı yanımdan.
Çok ilginç…
Üç veya dört aydır,
insanların isteklerine cevap verecek durumda olmadığımı düşünürdüm. Bazen
kalkıp aynadan dakikalarca kendine bakardım. Çünkü uzun zamandır sadece
yaşıyorum. Zihnimde hiçbir düşünce yer etmiyor. Yaşadım mı? Yaşamaya mı
çalıştım? Anlayamadım! Sayfalarca yazı yazdım, ama hiçbiri seni anlatmaya
yetmedi. Aslına bakmak gerekirse ben seni yazmaktan çok, yaşamayı seviyordum.
Uzun lafın kısası,
çok değiştiğimin apaçık farkındayım. İlk zamanlar çok acılar çektim yaşananlar
karşısında. Şimdi öyle değilim ama. Korkularım azaldıkça yeni hayatıma daha
çabuk alıştım. Onurlu, gururlu, sağlam ve cesur bir kadını oynarken birde
baktım ki gerçekten öyle olmuşum. Seninle geçen yılara acıyorum.
Neyse, korkacak bir
mevzu yok, yaşanması gereken ne varsa yaşandı. Sıra sende…
Senden sadece
kaybettiğim huzurumu istemiştim. Huzursuzluk, hayattan kopmuş çaresizlik
içerisinde sağa sola savrulan tedirgin edici bir duygudur. Güvensizlik; insanın
kendi kaderinin gidişatını beğenmeyip hayatın kaprisli duygusu ile yok oluş
değil miydi? Ne tesadüf ki huzursuzluğu da güvensizliği de seninle yaşadım.
Sende sadece huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık aradım.
Sen, bedenimi hiç
ummadığı anda ele geçiren zehirli bir sarmaşık gibiydin. Sen ki çaresi
bilinmeyen, bilinse de kullanılmak istenmeyecek bir yokluksun. Sana emanet
ettiğim benliğimi yüreğinden çekip alma zamanı geldi. Belki çok zor olacak, ama
sen demez miyim hayırlısı be gülüm diye.
Seni sevmek neden
bu kadar güzel demiştin ya… Canım olduğunu hissettiğim için, bazen bu
duyguların aşk olduğunu varsaydığım için, bazen sen olduğum için her şey
güzeldi.
Sevmek mi?
Sen karanlıkları
aydınlığa çevirdin, közden bile ateş yaktın, çoğu zaman imkânsızlığı hiçe
saydın, benden çok ben oldun, beni en çok sen sevdiğin için güzel seni sevmek…
Kimsin? Nerelisin? Neden çıktın karşıma bilinmezlerin içinde var ettim seni.
Seni sevdikçe ayazlı gecelerin eşsiz seyrinin güzelliğini hissediyorum
yokluğunda.
Seni sevmek güzel…
Çünkü seni sevdikçe yeniden öğreniyorum gündüzlerin aydınlık rengini, gecelerin
eşsiz seyrinin güzelliğini… Renklerin her biri seni sevdikçe canlı, seni
koklayınca güzel baharın kokusu… Küçücük yüreğim, kocaman yüreğinin gölgesinde
hiç ürkmeden, vazgeçmeden bir ömrü geçirmek istediğinden öyle emin ki, işte bu
yüzden ve her gün yeniden güzel seni sevmek…
