Seni Sevmek Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Seni Sevmek Güzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2019 Pazar

Seni Sevmek Güzel…

Seni Sevmek Güzel…

Ne kadar methetsem o kadar güzel
Top bürür saçını gözünü süzer
Muskalar yazdıram değmesin nazar
Yayladan gel kömür gözlüm yayladan…

Senin en sevdiğin türkü, “Gelin Oldun Garabel’in Eline”. Hatırlarsın de mi? Sesin ne kadar kötü olsa da her daim mırıldanırdın bu türküyü. Sonunu ise “Yayladan gel çakır gözlüm yayladan” diye değiştirirdin. İşte geceyi bölmeye bir türkü yetti... Saat 01.22, lakin uykusuz gecelere merhaba deme vakti geldi.
Uzunca bir aradan sonra kalem oynatmadığımı fark ettim. Nasıl mı?
Bir hafta kadar oldu, hiç tanımadığım bir hanımefendi belirdi yanımda. Başıyla ‘merhaba’ dedi. Sessizce yanıma oturdu.
“Bir şey sorabilir miyim? Siz Sevil Adıgüzelman değil misiniz?” dedi.
“Evet” dedim ama beni nereden tanıyor k? İlk defa görmüştüm bu hanımefendiyi.
Neyse konu konuyu açtı, neden uzun süredir, yazı yazmadığımı sordu. “Çok mutlu olduğum zamanlarda yazı yazmak istemiyorum” diye cevapladım sorusunu. “O zaman yeni bir yazı yazmanız için daha çok bekler miyiz?” dedi. “Evet” dedim. Hanımefendi, “Tamam, takipte kalacağım” diyerek uzaklaştı yanımdan.
Çok ilginç…
Üç veya dört aydır, insanların isteklerine cevap verecek durumda olmadığımı düşünürdüm. Bazen kalkıp aynadan dakikalarca kendine bakardım. Çünkü uzun zamandır sadece yaşıyorum. Zihnimde hiçbir düşünce yer etmiyor. Yaşadım mı? Yaşamaya mı çalıştım? Anlayamadım! Sayfalarca yazı yazdım, ama hiçbiri seni anlatmaya yetmedi. Aslına bakmak gerekirse ben seni yazmaktan çok, yaşamayı seviyordum.
Uzun lafın kısası, çok değiştiğimin apaçık farkındayım. İlk zamanlar çok acılar çektim yaşananlar karşısında. Şimdi öyle değilim ama. Korkularım azaldıkça yeni hayatıma daha çabuk alıştım. Onurlu, gururlu, sağlam ve cesur bir kadını oynarken birde baktım ki gerçekten öyle olmuşum. Seninle geçen yılara acıyorum.
Neyse, korkacak bir mevzu yok, yaşanması gereken ne varsa yaşandı. Sıra sende…
Senden sadece kaybettiğim huzurumu istemiştim. Huzursuzluk, hayattan kopmuş çaresizlik içerisinde sağa sola savrulan tedirgin edici bir duygudur. Güvensizlik; insanın kendi kaderinin gidişatını beğenmeyip hayatın kaprisli duygusu ile yok oluş değil miydi? Ne tesadüf ki huzursuzluğu da güvensizliği de seninle yaşadım. Sende sadece huzur, güven, aşk, aidiyet ve insanlık aradım.
Sen, bedenimi hiç ummadığı anda ele geçiren zehirli bir sarmaşık gibiydin. Sen ki çaresi bilinmeyen, bilinse de kullanılmak istenmeyecek bir yokluksun. Sana emanet ettiğim benliğimi yüreğinden çekip alma zamanı geldi. Belki çok zor olacak, ama sen demez miyim hayırlısı be gülüm diye.
Seni sevmek neden bu kadar güzel demiştin ya… Canım olduğunu hissettiğim için, bazen bu duyguların aşk olduğunu varsaydığım için, bazen sen olduğum için her şey güzeldi.
Sevmek mi?
Sen karanlıkları aydınlığa çevirdin, közden bile ateş yaktın, çoğu zaman imkânsızlığı hiçe saydın, benden çok ben oldun, beni en çok sen sevdiğin için güzel seni sevmek… Kimsin? Nerelisin? Neden çıktın karşıma bilinmezlerin içinde var ettim seni. Seni sevdikçe ayazlı gecelerin eşsiz seyrinin güzelliğini hissediyorum yokluğunda.
Seni sevmek güzel… Çünkü seni sevdikçe yeniden öğreniyorum gündüzlerin aydınlık rengini, gecelerin eşsiz seyrinin güzelliğini… Renklerin her biri seni sevdikçe canlı, seni koklayınca güzel baharın kokusu… Küçücük yüreğim, kocaman yüreğinin gölgesinde hiç ürkmeden, vazgeçmeden bir ömrü geçirmek istediğinden öyle emin ki, işte bu yüzden ve her gün yeniden güzel seni sevmek…